Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun kaza eseri ölmediği, menfur bir suikast neticesinde öldürüldüğü artık şüphe götürmez bir hakikat halini aldı.
Yazıcıoğlu Ergenekon soruşturması sürecinde çok şey biliyordu. Karanlık ve akla muhalif darbe dönemlerinde anlatması çok güç insanlık dışı muamelelere maruz kalmıştı. Ergenekon soruşturması sürecinde sıra Yazıcıoğlu’nun tanıklığına gelmişti.
Konuşursa Ergenekon davasında yargılanan malum eşhasın ipliği pazara çıkacağı için en kısa zamanda ve ne pahasına olursa olsun susturulmalıydı.
Neticede helikopteri düşürülerek susturuldu. Bu menfur suikast defalarca becerilemeyen ve başarılamayan diğer girişimlere benzememeliydi.
Benzemedi de!
Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun kazadan sonra ölmeme ihtimaline karşı her türlü önlem alınmıştı sanki.
Önce bir valinin Yazıcıoğlu’na ulaşıldığı ve hayatta olduğunu dair hedef şaşırtıcı ve kurtarma çalışmalarını adeta sabote edici beyanatı geldi. Bir an için arama çalışmaları durduruldu.
Sonra bu bilgi kirliliğinin bir askeri yetkiliden alındığı iddiası atıldı ortaya. Ne Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölüme terk edildiği sürede ne de soruşturma sürecinde albay olduğu iddia edilen bu kişi hakkında hiçbir araştırma yapılmadı.
Sanki Türkiye’de halkın iktidarına karşı çok güçlü bir derin güç vardı. Ve o derin güç Özal’ın, Eşref Bitlis Paşa’nın ölümleri, Aselsan’ın başarılı mühendislerinin garip intiharları ile bilim adamlarımızı taşıyan uçağın Isparta’da esrarengiz bir şekilde düşmesinin arkasında yatan sır perdesinin aralanmasını önlemekte.
Fakat Muhsin Yazıcıoğlu’nun kesinlikle susması; bunun için de ölmesi gerekiyordu.
Sonra rötarlı arama çalışmalarına tekrar başlandı. Yalnız sanki Yazıcıoğlu’nun sağ kurtulamaması için yetkili kişiler tarafından arama çalışmaları helikopterin düşmesi ihtimali olan yerin aksi istikametine sevk edildi.
Günlerce bilerek ters istikamette arandı. O kadar gelişmiş bir teknolojiye ve dünyaya kafa tutan bir ülkenin ve ordunun mükemmel teknik imkân ve kabiliyetlerine rağmen Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu helikopterin enkazına ulaşılamadı.
Bu hataya, bu gaflete ve bu ihanete kargalar bile güler.
Son olarak medyaya akseden olay yerinden yapılan yaklaşık kırk beş saniyelik video kaydı kafalarımızı iyice karıştırdı.
Görüntülerde helikopter enkazına ulaşan askeri yetkililer; varsa yaralılarla ilgilenmek yerine helikopterden bir takım parçaları sökmektedir.
Bu kişiler kimdir? Genel Kurmay artık ordu içine sızarak ya da çöreklenerek milletin güvenini ve inancını sarsan bu tür yapılanmaları en kısa zamanda bünyesinden temizlemelidir.
Her taşın altından bir ordu mensubunun çıkması geri dönülmesi imkânsız bir güven bunalımı yaratacaktır. Bu durumun beraberinde inanç bunalımı doğuracağını gözden uzak tutmak gerektir.
Gerek Ergenekon’dan yargılanan üst düzey komutanların sözleşmişçesine Gata’ya yatmaları, gerek eğitim kazası denilen olayların yargılanması esnasında askeri mahkemelerin akla zarar kararlar almaları ve gerekse Muhsin Yazıcıoğlu olayı ülkemizin geleceğini ipotek altına alacak niteliktedir.
Genel Kurmay en kısa zamanda içindeki bu safradan ve sırtındaki kamburdan kurtulmalıdır.
Sessiz kalması bana göre hiç hayra alamet değil.
