Suriye?nin içişlerini ilgilendiren bir meselede alenen taraf olarak yanlış yaptık, hem de gerçekten hayati bir hata yaptık. Üstelik anlamsız ısrarımız yüzünden bu aşamadan sonra hatamızdan ayarak geriye dönmemiz neredeyse imkânsız.
Ortada cevaplanması gereken o kadar çok soru var ki? Ama maalesef taraflar, sadece ama sadece kendi çıkarlarını kana kana emziren bir ideoloji ya da inancın tarafı olduğu için ve çıkarlarını tehlikede gördüğü noktada tüm sorulara kapılarını sıkı sıkıya kapadığı için soruların tamamının aydınlığa kavuşması imkânsızdan öte muhal bir durum arz etmektedir.
Ama biz yine de olayı birkaç soruyla analiz etmeye çalışalım. İlk evvela Beşer Esed Emevi Sünni olsaydı ve temelde İsrail olmak üzere görünürde Amerika?ya muhalif bir pozisyonda durmasaydı; bu kadar tukaka hale getirilir miydi? Bir kere Emevi muhafazakârlar ve onları cephenin önüne süren Amerika başta olmak üzere, aynı zamanda körü körüne Amerika düşmanlığı yapan Şiiler eğri oturup doğru konuşmalıdır.
Sözüm tüm taraflaradır. İnsanın temelde tek organize suç işleyen varlık olduğunun idrakinden hareketle insan kaynaklı hiçbir ideoloji ve inanç sistemi arasında asla ve kata sempati antipati ikilemine saplanarak taraf tutmadığım için sorularımı meselenin bütün taraflarına yöneltiyorum.
Bütün rejimler konuşlandıkları ve egemenliklerinin şiarı olan coğrafi kaynaklara sahip olma noktasında bahane ve sebep olan görüş, felsefe ve ideolojilerinin saltanatını tehlikede gördükleri anda Beşer Esed?in asla tasvip etmediğimiz yöntemine başvururlar. Bu durum evrenimizdeki tüm canlıların hayatiyetinin sebep ve kaynağı olan ruhsal kozmik enerjinin doğal sonucu ve evrensel eşyanın tabiatı kanunun vazgeçilemez bir gereğidir.
Esed?in sergilediği ve midemizi bulandıran, vicdanımızı sızlatan olayların benzerlerini Roma İmparatorluğu, Mısır Uygarlığı, Sovyet Rusya ve Nazi Almanyası başta olmak üzere birçok devlet bizzat uygulamıştır. Bugün de fiili olarak benzeri bir cinayetler tiyatrosunu kendi Mutlak Doğruları gereği Nirvana?yı yani bir nevi Budist hidayeti reddettikleri için kendilerinden başkalarını özgürleştirmek bahanesiyle Miammar Budistleri de sergilemektedir. Üstelik Haçlı seferlerinin zalim ortaklarının haleti ruhiyesiyle izafi Mutlak Doğruları istikametinde başkalarını özgürleştirdikleri, hatta onları hidayete nail kıldıkları zehabına kapılarak matah bir şey yaptıklarını sanmaktadırlar.
Sadece devletler değil aynı hatayı taşeron terör örgütleri de kendilerine has garip bir iftihar anlayışıyla yapmaktadırlar. PKK başta olmak üzere İRA, TAMİL, EL KAİDE, HİZBULLAH, KIZIL KMERLER, DHKP-C ve benzeri adları değişik olmakla beraber maksatları kendi saplantılarını ifade eden kanlı terör örgütleri hepimiz tarafından gayet iyi bilinmektedir.
Sömürü ve semiri çıkarlarını emziren Mutlak Doğruları noktasında seçenek hakkı tanımadan masum insanları sözde özgürlüğe ya da hidayete kavuşturmak saplantısıyla yolları kesişen bilumum terör örgütleri, insanı bile utandıracak eylemleri sergilemektedirler. Ama hiçbiri emin olun hiçbiri yaptıklarından utanmadığı gibi aksine söz birliği etmiş gibi hepsinin insanları kendi doğrularına uymadıkları için yok ettiklerinin gurur ve iftiharını ifade eden pervasızca itiraflarına şahit olmaktayız.
Demek ki beşeri bütün sosyolojik yapılanmalar, asıl amaçları toprağın alt ve üstündeki tüm üretim araçlarını çıkarlarına ram etmek olduğu için iktidarları tehlikeye düştüğünde ideolojik demagojilerini bahane vesilesi olarak kullanarak her türlü eziyet ve işkenceye rahatlıkla tevessül etme yeteneği taşımaktadır. Tek taraflı yazıldığı için ilk bakışta anlaşılamayan beşeri tarih ve dünya tarihi futbol takımı tutmayacak kadar özgür iradesine ve aklına saygılı olanlar tarafından dikkatle incelendiğinde kolaylıkla görülebilir.
Yani efendiler olaylara tarafsız bakmalıyız. Mutlak Doğrularınızla bir yere varamazsınız. On bin yıllık dünya tarihi inanır ve beslenirler tarafından vazgeçilemez ve aksi bile düşünülemez nice Mutlak Doğruların kanlı mücadelesini sayfalarına not düşmüştür. Ne değişmiştir?
Siz nasıl başkalarının hidayet vesilesi saydıklarıyla hidayete ermek istemiyorsanız, başkalarının da sizin hidayet sandıklarınıza uymama hakkına insana saygıdan hareketle saygılı olmak zorundasınız.
Eğer bir ülkeyi ve içindeki halkın neredeyse tamamının rahat ve huzurunu bozmak, üstelik bununla yetinmeyip ülke coğrafyasının baştan aşağıya kana bulamak kötüyse; zengin ve müreffeh Somali?yi bir lokma ekmeğe muhtaç bırakan Emevi Fundamentalist El Kaide?nin bir kolu olan Eş-Şebap örgütüne de aynı tepki gösterilirdi. Ama ne bugün ne de daha önceki günlerde Somali?yi kana doyuran Eş-Şebab?a bu tepki gösterilmedi. Hazır söz açılmışken sormadan geçemeyeceğim. Eş-şebap Şii olsaydı ve Amerika?ya muhalif tarafta bulunsaydı aynı görmezden gelme muamelesine tabi olur muydu?
Netice itibariyle Suriye?de muhaliflere uygulanan işkence, zulüm ve katliamları esef ve nefretle kınıyoruz. Ancak Suriye?de egemen oldukları bölgelerde aynı zulüm, işkence ve katliamlara imza atmaktan çekinmeyen muhalifleri de kınamak gerektiğine dikkat çekmek istiyorum.
Onun için bu kanlı ve kirli mücadelede taraf tutmamalıyız. Ne Özgür Suriye ordusu ne Beşer Esed yönetimi sütten çıkmış ak kaşık değildir. Zaten dünya üzerinde ak kaşık unvanı taşıyabilecek bir millet olduğu da tartışma götürür.
Bütün bunların dışında Suriye?nin düşmesini müteakip sözde Arap Baharı safsatasıyla İran?ın karışacağını ardından aynı kaos vebasının ülkemize de sıçrama ihtimalinin olduğunu artık idrak etmemiz gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Alenen ifade edilen bu gerçeği göremeyenler de sütten ak kaşık değildir. O zaman kime, ne hakla karışabiliriz ki?
