Sonunda korktuğumuz başımıza geldi. Türkiye Cumhuriyeti belki tarihinin en büyük saldırısıyla karşılaştı. Sözün bittiği yere geldik. Bundan sonrasında, süreci yönetmek gerçekten son derece zor görünüyor.
Artık itiraf etmeliyiz. Suriye politikamız iflas etmiş durumda. Bölgedeki enerji kanallarının ve kaynaklarının el değiştirmesi amacıyla başlatılan ? Sözde Arap Baharı? kolerasının Suriye?ye sıçraması durumunda sıranın bize de geleceğini göremedik ve tarafsız kalamadık. Suriye?nin egemenlik haklarına saygı gösteremedik.
Bu arada olaylara Emevi gözüyle bakmanın ne kadar riskli olduğunu da gördük. Son zamanlarda Anadolu genelinde prim yapan Emevi radikalizmi maalesef Suriye meselesinde yanlış adımlar atmamıza sebep oldu.
Suriye sınırının kevgire döndüğü biliniyordu zaten. Yaklaşık beş yüz bin mültecinin Beşer?e nispet eder gibi kabulü ve yanlış iskânı olayları bu aşamaya getirmiştir. Daha bir gün önce ülkemize sığınmacı olarak giren pervasız ve bir o kadar da şımarık Suriyelilerin Türk Bayrağı?nı yakması ortamı oldukça germişti. Yine bir iki hafta önce sınırlarımızdan mülteci akını sırasında çıkan çatışmada bir polisimizin sığınmacılar tarafından şehit edilmesi karşısında gerekli önlemlerin alınamamış olması belki olayları bu aşamaya sürüklemiştir. Ne yazık ki bu aşamadan sonra yapacak hamle kalmamıştır.
Bu elim ve vahim mesele ile ilgili olarak sorulması gereken bir yığın soru var. Ancak öncelikle bu facia karşısında devlet yetkililerinden istifa edecek bir kişi olacak mı onu sormak istiyorum. Bence olmayacak. Hatta bilakis sanki bir şey yapabileceklermiş gibi kurusıkı nutuklar atacaklar gibi geliyor. Bekleyip göreceğiz bakalım.
Olayı çözüm sürecini hazmedemeyenlerin eylemi şeklinde nitelemek pek gerçekçi değil. Madem böyle de Ergenekoncu diye askerlerin özel hayatlarını bile kendilerine zindan edecek kadar her deliğe girebilen Telekulak Hazretleri de denen özel istihbarat neden önceden tespit edemedi. İstihbarat dört bombanın birini bile göremiyorsa ne işe yarar? Aynı istihbarat askerin tozunu attırabilmişti ama? Bu aşamadan sonra sabır edebiyatı yapmanın ne anlamı ne de gereği var. Bu ağız tedavülden kalkalı çok oldu.
Reyhanlı?daki bombalı eylemi işin kolayına kaçıp Beşer Esed?in üzerine atmak sizi birkaç hafta idare eder. Ama ardından daha etkili bir bombalama eylemiyle karşılaştığınızda ne yapacağınızı şaşırırsınız. Beşer Esed?in İsrail?den sonra Türkiye?yi de karşısına alacağını sanmıyorum. Böyle bir şey, ahmaklık ötesi bir durumun ifadesidir.
Kaldı ki otomobillerin içine bomba koyup sivilleri katletmek kendine Emevi süsü veren El Kaide?nin yöntemiyle örtüşmektedir. Bu eylem yöntem itibariyle PKK tarzına da benzememektedir. Her katilin bir tarzı olduğu gibi her terör örgütünün de bir yöntemi vardır. Ve bu yönteme rağmen Reyhanlı?daki bombalama eylemi Emevi sempatik miyopisiyle Beşer Esed?e yüklenebilir mi?
Tamam Beşer Esed şii olabilir. Neticede dünyadaki gelmiş geçmiş inananların tümünün robot gibi kendini mantıksal eleştiri, vicdani muhasebe ve akli kontrole kapamış ve kendi doğrusunu Mutlak Doğru sanmaya programlandığı gibi Suriye de kendi şii doğrularını Mutlak sanmaktadır. Bizimki ne kadar doğru ve sorgudan sualden muafsa, Beşerin inancının da insan hakları ve demokrasi gereği aynı statüye müstahak olması gerekmez mi? Biz nasıl bütün soruları küfrün araçları ve şeytanın yöntemi kabul ediyorsak; aynı mantık açmazını Beşer ve Şiiler de kullanmaktadır. Miammar?daki Budistler de?
O zaman meseleye bu bakış açısıyla yaklaşmakla en büyük hatayı yapıyoruz demektir. Neticede Suriye egemen bir devlettir. Rejimi kendi taraftarlarınca Mutlak doğru olarak kabul edilmiştir. Bizde ve diğer dünya devletlerinde olduğu gibi? Bu yönüyle baktığınızda hiçbir devlete toplu katliam yapmadıkça antidemokratik ya da illegal yaftası vuramazsınız.
Neticede istisnasız bütün devletler, rejimlerini tehlikede gördüklerinde doğal bir refleks gösterirler. Bu refleks isyana dönüşen başkaldırıyı bastıramadığında yine istisnasız bütün devletler orantısız güç kullanmaya meyillidir. Hiçbir devlet bundan ayrı düşünülemez.
Biz yine gelelim kendi meselemize. Bir zamanlar Zerdüşt ve bebek katili denen PKK militanlarının çekilme süreci çerçevesinde askerin kışlaya çekilmesi bölgede güvenlik zafiyeti yaratmış olabilir mi? Bir zamanlar birtakım siyasilerin mahrem hayatını servis eden ve Ergenekoncu sürek avları tertip eden Telekulak neden bu bombaları göremedi? Halbuki yakın geçmişte yer altına gömülen cephaneyi keşfedebiliyordu? Yoksa bomba ararken gömü buldu da işi mi bıraktı?
Suriye sınırı yakınlarındaki yerleşim birimlerinde Emevi yörüngesindeki terör örgütlerinin elemanlarının cirit attığı yönünde basına akseden haberler araştırıldı mı? Böyle bir şey var mı? Eğer varsa karşı tarafın kullanacağı taşeron örgütlere söyleyecek sözümüz olabilir mi?
Suriye antidemokratik de diğer devletler çok mu demokratik? Hiçbir devlet çıkarlarını emziren resmi ideolojisine karşı geleni affetmez. Karşı gelene en ağır yaptırımları gözünü kırpmadan uygular.
Son zamanlarda toplumun alt kesimlerinde hızla artan Emevi radikalizmi karşısında düşünme ve hissetme özgürlüğünün kısıtlandığını hissediyorum. Buna ne diyeceksiniz? Vatandaş kendi gibi olmaya çalışsa, toplumsal baskı yüzünden birçok imkândan mahrum kalacağını biliyor.
Reyhanlı olayından sonra üst perdeden üfürmeye tevessül etmemek en doğrusu. Yapanların yanında kar kalmayacak söylemi artık korkutmak bir yana güldürüyor. Uçak düşürülmesi olayında bunu bizatihi müşahede ettik. Ha biz Suriye?yi güldürerek öldürürüz derseniz, eyvallah. Söyleyecek sözüm yok.
Ben Beşer Esed?i asla ve kata aklamak taraftarı değilim. Haddizatında ben eline gücü geçiren hiç kimsenin tarihi süreç içerisinde saf ve temiz kalabileceğine asla inanmadım. İnanmayacağım da. Bana göre suç işleme potansiyeli itibariyle istisnasız bütün insanlar birdir ve eşittir.
Diyelim ki Beşer Esed kötü. Amenna, kabul ediyorum. Halkına zulmediyormuş. Zamanı gelince her devletin yaptığı ve yapacağı gibi Beşer de halkına (ama Mutlak Doğruları doğrultusunda halkını özgürleştirmek iddiasıyla) zulmediyor. Doğru ama başta Özgür Suriye Ordusu olmak üzere muhalif gruplar sütten çıkmış ak kaşık mı? Onlar da sivil halka yönelik acımasız eylemlere imza atmaktalar. Ama onlar bizim ideolojimizden olduğu için yaptıkları suç, kusur ya da günah değil diyorsanız; işte orada yollarımız ayrılır.
Beşer Esed ne kadar kötüyse eylemlerinin niteliği bakımından başta Özgür Suriye Ordusu olmak üzere tüm muhalifler ve muhaliflere destek vermek için Afganistan ve Pakistan?dan gelen terör örgütleri de o kadar kötüdür. Ya da muhalefet ne kadar haklıysa Beşer de kendi Mutlak Doğruları noktasında o kadar haklıdır. Siz nasıl Mutlak Doğrularınızda kayma ve heyelan olmasından korkarak bütün soruları helak sebebi sayıyor ve düşünme hassasını köreltiyorsanız; aynısını belki Beşer de yaptığı için kimse Suriye?de yaşanan yanlışları sorgulayamıyor.
Zengin Somali?nin açlıktan kırılmasına sebep Emevi Eş Şebap değil mi? Aynı tepki bu noktada nedense görülmüyor? Eline biyolojik silah geçse Emevi örgütler kullanmaz mı? Yoksa onlar yapınca kusur sayılmaz yanılgısına mı saplandınız?
Yahu Allah rızası için bari biz sorgulayalım. Bırakın olanlara ve yaşananlara ideolojik gözle bakmayı? Bırakın ya.
