Suriye?nin başıbozuk tutumu karşısında muhalefet dik bir duruş sergileyemiyor. Elbette ki Suriye?deki isyanın Özgürlük Mücadelesi olarak değerlendirilmesine dün olduğu gibi bugün de sonuna kadar karşıyım. Bu noktada en ufak bir geri adım atmam.
Suriye?nin içişlerine karışmayacaktık. Yanlış yaptık. Tunus?ta başlayıp Suriye?ye kadar yayılma istidadı gösteren isyan hareketinin bir halk hareketi olduğuna inanmam mümkün değil. Çünkü hangi rejim ve sistemde olursa olsun halkların hür irade ve akıllarını kullanarak hareket etmesine imkan ve ihtimal görmüyorum.
Özellikle telekominikasyon ağının baş döndürücü bir gelişme kaydettiği yirmi birinci asırda halkların kendi özgür iradelerini kullanabilmeleri hayalden öte ütopyadır.
Halklar, Küresel Sermayenin elinde ve emrindeki basın ve medyanın şartlandırması neticesinde nasıl düşünmeleri isteniyorsa öyle düşünmek zorundadır. Aynı şekilde sorulara kapalı ideoloji ve inanç sistemlerinin körelttiği zihinleriyle nasıl hareket etmeleri isteniyorsa öyle hareket etmek zorundadır. Bu kısırdöngüden kurtulma imkanları yoktur ve olamaz.
Onun için Suriye?deki anarşi ve kaos ortamı da diğerleri gibi bir halk hareketi değildir. Bu sebeple Suriye?deki olaylara taraf olmakla son derece yanlış yaptık. Bunun faturasını en ağır şekilde ödemeye başladığımızda anlayacağız yaptığımız hatayı ama iş işten geçmiş olacak.
Gelelim Akçakale olayına? Suriye?den ve muhtemelen Esed ordusu tarafından atılan bir top mermisi Akçakale?ye düşmüş. Neticede beş vatandaşımız hayatını kaybetmiş; on beş kadar vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu olayı bir tesadüf ya da yanlışlık olarak nitelemek mümkündü. Eğer jetimiz düşürülmemiş olsaydı.
Bu aşamadan sonra olayda açık bir kasıt yoksa bile savaşa tahrikte Eksik Teşebbüs olarak kabul edebiliriz. Bu haliyle bile olayın yenilir yutulur tarafı yok. Bana kalırsa Suriye yanlışlık bahanesiyle Türkiye?yi de savaşa çekmek istiyor olabilir. Kimbilir belki de Katerina?ya güveniyordur.
Ama Katerina da bunu istiyor mu emin değilim. Her ne kadar tadı damağımızda kalmış olsa da böyle bir günü istemek evrensel yasanın dayattığı psikopatlık kapsamında sayılır. Neticede savaşı savunmak hoş bir şey değil.
Ancak bu durumda Türkiye ne yapmalıdır ya da ne yapabilir? Birbiriyle ilgisi olmayan hatta birbirleriyle kanlı bıçaklı olan İsrail, Rusya ve İran hangi akla hikmetse Suriye aşkı noktasında ittifak etmiş durumda. Böyle bir durumda dünya kamuoyunu ikna etmeden savaşa girmek cinayet olur.
Hükümetin işi bu noktadan bakıldığında gerçekten çok zor. Bu bağlamda sınıra sıfır noktadan Türk topçuları tarafından gece boyu yapılan top atışları doğru bir hareket tarzı olmuştur. Hatta az bile olmuştur.
Gerçi Türkiye aynı zamanda bir ikilem de yaşamış olmalı. Bir yanda Özgür Suriye Don Kişotlarının mücadelesi Halk Hareketi olarak haklı görülmekte; buna karşın Suriye ordusu topçu bataryaları Türk topçusu tarafından yerle bir edilerek Esed?in eli güçlendirilmektedir.
Türkiye Arap Baharı saçmalığına taraf olarak yanlış yaptığını bu olayda daha iyi anlamış olmalı.
Ancak muhalefet de bir öyle bir böyle konuşarak Türkiye?nin elini El Almaz?a sokmamalıdır. Arap Baharı ortamında bir şekilde taraf olmak bizim için son derece riskli bir kumara taraf olmak demektir.
Meclis?ten yıldırım hızıyla Tezkere?nin çıkması da bu noktada tek ve belki en akıllıca hareket olmuştur. Muhalefet bu noktada absürd polemiklerle ortamı toza dumana boğmaya kalkmasın.
Top atışları yapılmamış olsaydı aynı muhalefet hükümeti halkının haklarını savunmamakla suçlayacaktı. Yalan mı? Artık kimin hangi olaya nasıl bir tepki göstereceğini ezberledik. Dahası Tezkere çıkmamış olsaydı; aynı muhalefet yine hükümeti acziyetle suçlayacaktı. Öyle değil mi? Adımız gibi biliyoruz artık muhalefetin nasıl bir tepki göstereceğini.
Onun için muhalefet aklını başına devşirsin. Suriye?deki olaylara taraf olarak son derece yanlış yaptık. Tamam ama attığımız son adımlar bu noktada atılacak belki en akıllıca adımlardı. Bunu da kabul etmek büyüklüğünü göstersek kadı kusur mu yazar?
