Maaş Zamları Gayet Güzel

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Evet, aklım başımda… Alkol almak gibi bir âdetim de yok. Ortada bir gariplik varsa analitik düşünme yeteneğimden olmalı. Ters gelen bir şey varsa diyalektik düşünebilme tarzımdan olmalıdır.

         Yoksa iddiamda ısrarlıyım.

         İtirazlar var, ona ne diyeceksiniz derseniz; tek kelimeyle timsah gözyaşları derim. Dostlar alışverişte görsün hesabı…

         Zaten çok geçmeden her şeyin normale döndüğünü görünce anlarsınız ne demek istediğimi.

         İsterseniz önce kıyıdan köşeden dolaşarak yaklaşalım meseleye… Ne kadar oldu tam hatırlamıyorum. Ama sanırım bir sayın bakanımızın memurların ekonomik güçlerini ifade eden söylemi geldi aklıma. Memurların yüzde kaçının evi, bilmem kaçının da otomobili olduğundan dem vurmuştu.

         Meseleyi bu yönden ele aldığınızda değil üç artı üç zam yapmak, üç artı üç indirime gidilse bile değişen bir şey olacağını hiç sanmıyorum. Zaten benim memurum rahmetli Özal’ın da dediği gibi işini biliyor. Benim gibi günah münah deyip karısını işten filan çıkarmıyor. Çirkin mirkin demeyip çalışanla desti izdivaç ediyor.

         Bu durumda bile üç artı üç katlanmış olarak zaten altı artı altı etmekte. Üstelik bazı memurlarımız işini daha iyi biliyor olmalı ki kayın babasını seçerken; Sırat’tan geçerken göstereceği dikkatten çok daha fazlasını göstermekte. Bu durumda üç artı üçe gerek bile kalmıyor. Haddizatında bu zam onlar için çerez parasından başka bir anlam ifade etmemekte.

         Bu, işin bir yönü…

         Bir diğer yönü tek ya da çift musluk ayrımına girmeden memurların ev ve otomobil sahibi olanlarının genel sayıya oranına baktığınızda neredeyse yüzde ellisinin ev ve otomobil sahibi olduğunu görebilirsiniz. Bunlardan sadece birine sahip olabilenlerin sayısı sanırım yüzde yetmiş beşi bulur. Bu durumda memurun ekonomik sıkıntı çektiğini iddia etmek dalga geçmek değilse şaka yapmak gibi geliyor bana.

         Memur maaşlarının yoksulluk hatta açlık sınırının altında olduğunu ortaya koyan istatistikler sanırım Hoca Nasreddin fıkralarının unutulmaya yüz tutmasından kaynaklanmakta. Fıkralar unutulunca açlık ve yoksulluk sınırı gibi lafı güzaflarla milleti güldürmeye çalışıyor olmalılar.

         Bu da diğer bir yönü…

         Onun dışında sendikalar diyeceksiniz. Ama ben sendikaların her dönemde taraftarlarını ve holiganlarını bürokrasi platformunda yükseltgemeye çalışan sivil toplum rampaları olduğu kanısındayım. Dikkat ederseniz her dönemde dedim. Hiçbir dönem bunun istisnası olmamıştır. Olamaz da… Çünkü her dönem statükodan yana olan bir sendika mutlaka olacaktır. Bu da hak arama noktasında haklı direnci kırmaya yetecektir.

         Sonra memur ne derece diyalektik düşünebiliyor tartışılır. Eğitim dört art dörtlük olunca keyfinden gönlü kaynayan ve tek fazlı düşünen memurun maaş zammını o kadar önemseyeceğini hiç sanmıyorum. Hele liselere konan seçmeli dersler, ağzının suyunu akıtmışken memurun üç artı üçe direnç gösterebileceğini hiç mi hiç sanmıyorum.

         Ben böyle düşünüyorum. Çok değil birkaç hafta içinde bunun böyle olduğu görülecek ve kısa zamanda unutulmaya yüz tutacaktır.

         Her dönemde olması eşyanın tabiatı gereği elzem olan medya kısa zamanda yeni cazibe merkezleri yaratarak timsah gözyaşlarını kurutacak ve demagoji dalgalarıyla suya yazılan hesabı kapatacaktır.

         Bunun böyle olmadığı, olmayacağını kanıtlayabilecek bir kişi çıkarsa firmamız kendisine teşekkürü borç bilecektir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!