KIRGIZLARDAN ÖĞRENDİKLERİM

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

            Orta Asya’nın doğu köşesinde, Çin’in Urumçi sınırında yer alan ve nüfusu yaklaşık altı milyon olan şirin bir devlettir Kırgızistan. Üstelik sınırları içinde atalarımızın Moğolistan civarından batıya göçleri esnasında Çin Arap savaşına şahit oldukları ve bu savaşta Araplara destek verdikleri için kısa zamanda İslamiyet ile tanıştıkları TALAS bölgesi ile Türk mitolojisinde kutsal kabul edilen TANRI Dağları yer almaktadır.

            Kırgızistan’a gelenlerin birçok güzellikleri karşılaşmaları mümkündür. Bunlar içinde belki de en nostaljik olanı tarihi akış ve keşmekeş içinde unutmuş olduğumuz birçok kelimenin Kırgızca’da bütün canlılığıyla yaşıyor olmasıdır.

            Ama asıl dikkate şayan olan Kırgızların yarım asırlık Sovyet dönemine ve ekonomik sıkıntılarına rağmen bugün itibariyle bizim ancak rüyalarımızda görebileceğimiz birtakım muhteşem etik değerleri halen bilfiil yaşıyor olmalarıdır. Daha da güzeli insanı insan yapan bu etik değerleri gösteriş olsun diye yapmamaları; bilakis bu güzellikleri içselleştirmiş olmalarıdır.

            Bu güzellikleri ne Anadolu’da ahkâm keserek anlayabiliriz ne de burada bazılarının yaptığı gibi kendimizi bulunmaz Bursa kumaşı sanıp havalara girerek bu güzelliklerin farkına varabiliriz.

Sözü daha fazla uzatmadan konuya girmek istiyorum.

            Lisede öğretmenlik yapanlar iyi bilirler. Bizde lisede çalışmak gerçekten çok ama çok zordur. Özellikle büyük liselerde çalışanların zamanla bir iki tahtasının çivileri gevşer.

            Neden?

            Bizim gençler İngiliz Holiganları gibi elde avuçta durmaz da ondan… Bunun tüm suçunun gençlerde olduğunu iddia etmiyorum. Malumunuz toplumumuz gerçekten birçok sosyolojik baskıyla hayata hazırlamaktadır gençleri.  

Töre baskısı, etik ve inanç kaynaklı baskılar ve bilumum geleneksel baskı çeşitleri toplumu yaşanamamışlıkların buhranıyla karşı karşıya bırakmaktadır. Doğal olarak bu durum, özellikle gençlik döneminde davranış sapmalarına sebep olmaktadır.

             Kırgız öğrenciler öğretmen olmadığı zaman bile disiplini aksatmıyorlar. Yemek sırasında bizimkilerin yaptığı gibi kargaşaya kesinlikle rastlayamazsınız.

            Ben üniversite yıllarımı hatırlıyorum da içim burkuluyor. Hepimiz sloganlarla büyülenmiş uyuşuk beyinlerimizle evreni düzene sokacak sistemin ve hidayet yolunun kâşifi olarak görüyorduk kendimizi. Ama ne hikmetse yemek sırasında birbirimizin hakkını, yemekten önce afiyetle yemekten zerre miktar çekinmiyorduk.

            Ayrıca biliyor musunuz Kırgız öğrenciler her gün sınıflarını bizzat kendi el emekleriyle temizliyorlar. Bu temizlik ayda bir genel temizlik şeklinde imece usulüyle yapılıyor. Yıl sonunda okullarını boyadıklarını söylesem sanırım dudaklarınız uçuklar.

            Herkes kendi çocuklarının eğitim gördüğü sınıfları bir kere görme zahmetine katlansa, emin olun demek istediğimi anlayacaklardır. Ama hangi veli okula gidip kendi çocuğunun durumunu sorar ki?

 Ben ramazanda bile idarenin ve öğretmenlerin uyarılarına rağmen; hatta dillerine doladıkları eğitimin kutsal olduğu sloganlarına rağmen sınıfların nasıl kirletildiğine defalarca şahit oldum.

Burada veli toplantısına gitmek kutsal bir görev olarak görülüyor. Bizde veli toplantılarında yüzde elli katılımı bile sağlayamazsınız.

Ne diyorduk? Kırgız öğrenciler daha sakin…

            Hâlbuki bizde böylemiydi. Yirmi yıllık tecrübemin sonucu rahatlıkla söylüyorum; kesinlikle böyle değildi. Ben bizzat görev yapmamakla birlikte bir dönem imam hatip lisesinde çalışan din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni bir arkadaşım, atamasını güç bela düz liseye yaptırmıştı. Hatta ataması gerçekleştiğinde o günü bayram ilan etmişti.

            Düz liseler de özellikle kredili sistemde çok farklı değildi. Kaç kere bıçaklı kavgaya şahit olduğu inanın hatırlamıyorum. Emniyetin o döneme ait istatistiklerine baksanız; durumun vahametini bizatihi kendi gözlerinizle görebilirsiniz.

            Açıkçası üzülerek söylüyorum, birçoğunun velisi zaman zaman basında boy gösteren, güya halkın yararına iş yaptıkları mavalını okuyan zevattan oluşanların öğrenciler arasında paranın gücüne güvenerek ve paranın etik değerlerini dejenere etmesi sebebiyle öğretmene saygısızlık bir dönem iyice modaydı.

            Onun için diyorum ki herkeste kusur bulmayı matah sayan bizimkiler göbekten atıp tutuyor; üstün klan havalarıyla… Kırgız öğrenciler çok daha demokratik bir ortamda yetiştikleri için bunalımlı bir gençlik yaşamıyorlar. Bu sebeple saldırgan davranışlar sergilemiyorlar.

            Yani, Yanisi efendiler, Kırgız okullarda, Kırgız öğrencilerle çğretmenlik çok daha kolay.

            Aksini iddia eden, üstün aşiret mantığıyla terslenen çıkarsa; gelsin kendi gözlerinle görsün.

            Burada trafik kazası da daha az oluyor; kavga da… Bıçaklı kavga ise neredeyse yok denecek kadar az.

            Kadına saygıysa, bize göre daha üst seviyede.

            Muhafazakârlarımız kızacak ama yaptığım araştırmalar gösterdi ki bunda zamanın Sovyet döneminin etkisi de var.

            Sovyet’i sevdiğimi filan sanmayın hemen kısa devre mantıkla.

            Haşa ve kella! Ne sevdim ne severim.

Hiçbir ideoloji bana mantıklı gelmiyor. Çözüm de aramıyorum zaten.

            Sadece tespitlerimi paylaşıyorum müsaade ederseniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 30 Ekim 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!