Kadının Selameti Evlilikten Sakınmakta

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

            Kimin bu iddiama inanıp inanmadığı çok da ilgi alanıma girmiyor. Çünkü biliyorum ki insanların çok büyük bir kısmı kokuşmuş gelenek, görenek ve törelerin etkisi altında aklını kullanmaktan aciz. Kültürlere rengini veren ve aklı saf dışı eden inançların düşünme yeteneğini yok ettiğini söylemeye ‘ et tekrarı yüz seksen’ darbı meseli kapsamında gerek var mı bilmiyorum.

            Dünya üzerinde her yıl basılan ve büyük bir kısmı okunan kitapların bu iddiamı çürüttüğünü zannedenler ancak tatlı bir avuntuyu asırların alışkanlığıyla dillendirmekten öteye gidemezler.

            Abartmadan söylüyorum kitap dediğimiz nesnelerin neredeyse tamamı edebiyatta bakış açısı şeklinde ifadesini bulan, yazarının körü körüne saplantılarının etkisi altında yazılmışlardır. Zaten bu kafayla ve bu uygarlık kotunda başka türlü eser kaleme almak mümkün değil.

Okuyucular da sadece okuduklarını ve bu kapsamda ufuklarının geliştiğini sanırlar. Oysa okuyucu, evrenin tek ve mutlak doğrusu yanılgısıyla saplandığı ve çıkarlarını beslediği için kurtulmaları mümkün olmayan dünya görüşlerine uyan kitapları okumayı tercih ettiği için, insanlığın hür ve yaratıcı düşündüğünü söylemek gaflet sınırlarına bile sığmaz.

Bu durum insanı Öğrenilmiş Çaresizlikle ifade edilebilecek bir çeşit şartlanmaya sürükleyeceğinden okumayla bir yere varılamayacağını açıkça ortaya çıkmaktadır. Yirmi birinci asırda bile tedavülden kalkması geciken birtakım etik değerleri dejenere ederek kadınların perde gerisine hapsedilmesi ve erkeksiz yaşama hatta karar alma haklarının bile ellerinden alınması ispata yetmiyorsa; sözün bittiği yerdeyiz demektir. Bu, erkek için olduğu kadar maalesef ve ne yazık ki en çok da kadın için böyledir.

            Dolayısıyla kadına reva görülen işkence ve katliamlar karşısında adam yerine koyarak erkeğe nasihat vermenin bir anlamı olamaz. Hatta ona pansuman kabilinden uyduruk cezalar takdir etmeyle de bu iğrenç eylemin önü alınamaz. Sadece boşa zaman kaybedilir.

            Bugüne kadar kadına şiddet eylemlerinin hız kesmek bir yana artarak devam etmesi daha başka bir kanıta gerek bırakmamaktadır.

            Pek ümitli değilim ama eğer bu meselenin bir çözümü varsa o da ilk evvela kadının aklını başına toplamasından geçmektedir. Eğer toplumların yarısını oluşturan kadınlar bin yıllardır öbür yarısı tarafından inanç ve törelerin büyülü kılıcıyla acımasızca sömürülmüş ve halen de sömürülüyorsa; bu noktada kusurun en az yarısı kadına ait olmalıdır.

            Bu noktada kadın ya son derece ahmaktır ya da tarih boyunca kendisine yapılan işkence ve zulümden zevk almaktadır. Bunun başka bir yolu olamaz.

            Kızmakla ve sırf muhalefet olsun diye muhalefet etmekle de bir yere varılamaz. Zaten yüzyıllardır böyle yapılmıyor mu? Buna rağmen bir arpa boyu yol alınabildi mi?

            Maalesef Anadolu’da her gün birkaç kadın acımasızca katledilmektedir. Bu cinayetler görünürde değişik sebeplerle işleniyormuş gibi görünse de temelde hepsi aynı kaynaktan beslenmektedir.

            Erkeğin yetersizliği ve sevgiyi virüs gibi saran kokuşmuş sahip olma dürtüsü…  Bu hastalık, ilkel ve vahşi ortamdan en gelişmiş canlı olan insana kadar bütün canlılara has bir durum. Kurtuluşu da yok.

            Hayvanlar bir kere adımladıkları toprak parçalarını idrar ve terleri ile sınırlayıp kendi mülkiyetine katarlarken; insan bunu kendi yaptığı yazılı ve yazısız yasaların gücüne dayanarak yapmaktadır. Temelde nitelik olarak en küçük bir fark yok. Olduğu sanılan fark, organize suça çanak tutma kabiliyetine haiz kutsal insan aklının geliştirdiği nicelikten kaynaklanmaktadır.

            Bu kaçınılmaz sondan varsa bir kaçış yolu ancak ve belki evrenin yeniden dizaynıyla mümkün. Ne yazık ki bunu tarihin hiçbir devresinde bugün itibariyle insan ırkının mitolojiye havale olmuş tanrıları denemeye bile gerek görmemiştir. Zaten erkek egemen dünyanın sakinleri de bu durumdan ciddi manada şikâyet etmemektedir.

            Sanki erkeğin sadistliği ile kadının mazoşistliği at başı gitmekte…

            Kadın cinayetlerinin arkasından bir kaşık suda kopartılan fırtınalar ve dökülen sahte gözyaşları tamamen günah çıkarma ve baştan savmadır. Hatta kadınların feminizm adına bir kaşık suda kopardıkları fırtına da zemheri fırtınaları gibi dar çerçeveli ve kısa süreli olmakla düzenin devamına ikrar yoluyla hizmet etmektedir.

            Buraya kadar kim ne kadar itiraz ederse, etsin. Meydan onların. Ben fikrimi söyler; polemiğe de girmem. Giremem çünkü bugüne kadar ideoloji ve inançlarıyla düşünceleri bulanıklaşmamış; gelenek, görenek ve törelerin etkisiyle düşünme kabiliyetini kaybetmemiş o kadar az insan görebildim ki? Onlar da dinsiz, imansız, vatan haini, sapık gibi birtakım şartlı kavram ve yaftalarla saldırıya uğrama korkusuyla dillerini sadece tat alma organı olarak kullanmayı tercih etmek zorunda kalmışlardı.

            Kimi ve neyi eleştirseniz onu mutlaka o bölgenin ve zamanın kısıtlı ve kayıtlı kutsallarına hakaret sanarak toplumsal kör sinerjiyi kırmız görmüş boğa gibi üzerinize karşı kışkırtanlar çıkacaktır. Bu, kaçınılmaz ve önlenemez bir sondur.  Kör dövüşü atmosferinde harekete geçen ve düşünmekten nefret eden sürüler yüzünden sadece Orta Çağda ve sadece dünya dönüyor ya da dünya güneşin etrafında dönüyor dediği için işkence ve zulme maruz kalan yüzlerce örnek gösterilebilir.

            Kadınların durumu fikir adamlarına nispetle çok daha derin bir vahamet arz etmektedir. En azından günümüz itibariyle bilim adamlarına uygulanan baskı ve işkenceler nispeten azalmıştır. Ama kadına uygulanan şiddet Cilalı Taş devrinde neydiyse; bugün de üç aşağı beş yukarı aynıdır.

            Neticede itibariyle kadını töre, inanç ve politikada birinci planda olamayacak kadar aciz ve ikinci sınıf gören tarihsel ve toplumsal aktarıma her devirde şahit çıkanların yarısı erkekse yarısı da kadındır. Bu kokuşmuş, bu son kullanma tarihi geçmiş ve bu beş para etmez öğretiyi ilk öğretmen olarak başta kız olmak üzere bütün çocuklarına dikte eden de erkek değil kadındır.

            Belki kadın kendisini yok eden bu tutumunda, tarihin bilinmeyen bir devrinden itibaren düşünme ve mantık kurma yeteneğini kutsal tabular nedeniyle unutan insan neslinin bir ferdi olarak gayrı ihtiyari olarak ısrar etmektedir.  

Belki kadın toplumsal mirasın etkisiyle ve Öğrenilmiş Çaresizliğin doğal bir sonucu olarak kendinden sonra gelen kuşaklara fareden korkan ve sıkıntılı durumlarda ilk önce kurtarılacak kadar beceriksiz bir varlık olarak kendi türünü kodlamaktadır.

            Öyle ya da böyle kız çocuğu ve tabi yanında erkek çocuğu ilk evvela annenin etkisiyle erkeğin kadından daha güçlü olduğunu öğrenmekte.  Gücün etkisiyle erkeğin kadın ile ilgili istisnasız tüm yaşam alanlarında tek ve tartışmasız belirleyici olduğu sonucuna kutsal bir nas gibi ulaşmakta. Zamanla bu inanç yine erkeğin beşeri hatta tüm canlılara ait emperyalist genlerin de etkisiyle namus ve ahlak gibi göreceli duygusal sayıklamalarla birleşerek kadını kendi yaşamı üzerinde bile karar verme ve kararlarını bağımsız olarak uygulama hakkından mahrum bırakmıştır.

                        Vücudunun büyük bir kısmını günahlı olarak gören ve cinsellik kalkanı yüzünden özgür yaşamayı kendine haram kılan kadın bu durumdan hiç de şikâyetçi görünmemektedir. Dünyanın her bölgesinde yürürlükte olan dil ve ifadeleri farklı olmakla beraber temelde birbirini aynısı olmaktan öte gidemeyen inanç ve törelere gereğinden fazla değer ve önem vererek kendini bedeni zevklerden ve toplumsal haklardan mahrum kılmayı başarı kabul eden kadınların sayısı her geçen gün çığ gibi artmaktadır.

            Kadın öldükten sonra Nirvana’ya ulaşmak adına inançları kendi çıkarlarına göre organize eden erkeğin güdümüne girerek dünya hayatını cehenneme çevirmektedir. Ve bunu da bir maharet olarak görmektedir.

            Töre ve inançların erkeğin tekeline geçtiği bir dünyada, sadece erkeğin yani güçlünün keyfine göre değerler sistemini oluşturan töre ve inançların peşinde koşmayı ibadet kabul eden kadınların sayısının hızla artması kadınların bu zulüm ve işkencelerden asla kurtulamayacaklarını ihtar etmektedir. Aynı zamanda kadının bu kölelikten mutlu olduğu sonucunu da ortaya koymaktadır.

            Kadınlar kusura bakmasınlar ama durum bu.

            Yoksa ben de biliyorum ahlak ve namusu bahane ederek töre cinayeti işleyen erkek müsveddelerinin adam ve insan olmadıklarını. Ben de biliyorum aşk ve sevginin arkasına saklanarak kadın cinayeti işleyenlerin sevemeyecek kadar hödük olduklarını. Ve belki cinsel yetersizlikleri ya da kişilik yetmezlikleri yüzünden kadın kurban ettiklerini çok iyi biliyorum.

            Ama bunu bilmem neyi değiştirecek? Bugüne kadar neyi değiştirdi bunu bilenlerin bilgileri?

            Kadın destek olmadığı sürece kadına yönelik şiddet durmayacağı gibi belki bir süre sonra olmazsa olmaz bir alışkanlık haline gelecektir. Bugün bile namus cinayeti işleyen erkeklerin mensubu bulundukları ilkel topluluklarda kahraman olarak karşılandıklarını biliyoruz. Olmaz, olmaz demeyin. Bal gibi olur.

            Kadın artık aklını başına devşirmelidir.

            Bizim insanımız maalesef sevmeyi becerememektedir. Durum bu minval üzeredir.

            Aşk, sevgi, nişan ya da evlilik müesseseleri erkek tarafından dejenere edilerek kadını sömürme aracı haline getirilmişlerdir.Bunun önüne geçmek ancak kadın sayesinde olacaktır ve bu kadının kutsal bir görevidir.

            Kadın kendi vücudu üzerindeki tüm tasarruf hakkına sahip olamadığı sürece eşit bir dünyanın eşit bir ferdi olduğunu iddia edemez. Yine kadın namus ve şeref gibi sadece erkekler için ve erkek lehine kullanılan göreceli kavramlarla toplumsal yaşamda ikinci sınıf konumuna getirilmeye çalışılmasına şiddetle karşı koymaldır.

            Ahlak, namus ve şeref gerçekten varsa; herkes kendi kişiliğinde, bedeninde aramalıdır önce. Hatta sonra da… Hiç kimse kendi adına başkasının namusuna kendini vasi tayin etmeye  ve bu bağlamda başkasının vücudunu kadastro etmeye yetkili ve haklı değildir. Ve olamaz da…

            Bilmem kadınlar meseleye bir de bu yönden bakacaklar mı? Yoksa kuru ve yasak savma kapsamındaki çene çalma oratoryosu görüntüsü veren feminizm tiyatrosuna devam mı edecekler?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Öğle Bülteni 30 Ekim 2026 öğle Haber Bülteni
Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!