( Miraç Kandiliniz mübarek olsun!)
Taksim?de bu derece delice gösterileri kimse onaylayamaz. Olaya bu açıdan bakıldığında Gezi Parkı olaylarının pek iç açıcı bir manzara arz etmediği ortada. Keşke bu eylemler hiç yaşanmasaydı.
Ne yazık ki yaşandı ve zamanı geri almamız mümkün değil. Artık önemli olan bundan sonrası. Tarafların tamamı yaşanan olaylardan kendilerince ders çıkarmalı ve itidal seçeneğini tercih etmelidir.
Yurt dışından bakıldığında olayların Türkiye?nin imajını nasıl zedelediği daha belirgin olarak görülebilmektedir. Boynumuz eğiliverdi birden. Tedirginlik ve üzüntü had safhada?
Bu aşamadan sonra olaylarda suçlu aramak yerine elinde yetki olanların yani devletlûların olayları yatıştırabilmek adına neler yapabileceği tartışılmalıdır. Bu noktada sayın cumhurbaşkanımızın gayretleri hakikaten dikkate şayandır.
Olaylar öyle ya da böyle birtakım kitlelerin katılımıyla gerçekleşmektedir. Binlerce kişiyi içeri tıkamayacağımıza göre, olayları nasıl yatıştırabiliriz ona bakalım.
Ne emniyeti, ne de orduyu yıpratmak memlekete millete fayda sağlamaz. Bilakis Türkiye?nin kuvvet ve kudretini zafiyete uğratır. Ama bu, yapılanları eleştiremeyeceğimiz anlamına gelmez.
Ortada bir gerçek var. Polis maalesef ilk aşamada ( muhtemelen emir gereği) orantısız güç kullanmıştır. Bu manzara yabancı basında ve halk nazarında olumsuz bir intiba uyandırmıştır ki; doğrusu bunu kabullenmek gelmiyor içimden.
Evet polis çok sert müdahale etmiştir eylemlere. Bunu kendileri de fark etmekteler. Olayların çığırından çıkmasının bir sebebi budur. Bir diğer sebebi de memleketin yönetimini elinde tutanların olayların başından itibaren ne yazık ki yatıştırıcı söylemleri kullanmamaları ya da kullanmakta çok geç kalmalarıdır.
Şu an itibariyle sayın Arınç?ın yatıştırıcı beyanatlarının olumlu etki uyandıracağı ve vatandaşı yatıştıracağı kanısındayım.
Yapılan eylemlerin Vandalizm görüntüsü arz etmesi kesinlikle hoş görülemez bir durumdur. Ancak milletin neden sokağa döküldüğünü hesaba katmadan doğrudan doğruya tüm katılımcıları çapulculukla nitelemek de yangına benzin dökme etkisi gösterebilir.
Olayların provoke edilmesi mümkün. Zira son zamanlarda diplomatik dil ?yurtta sulh cihanda sulh? yörüngesinden öylesine uzaklaştı ki; hâlihazır bu durum, yakın ya da uzak gelecekte memleketimizin başına bir felaket getirmez inşallah?
Belki cumhuriyet tarihinde ilk defa bir ülkenin içişlerine alenen taraf olduk. Kimine Hizbuşşeytan dedik. Özgür Suriye Çapulcularına açık destek verdik. Hâlbuki bunu saman altından su yürüterek pekâlâ yapabilirdik. Bosna?da, Çeçenistan?da olduğu gibi mesela? Aynı pozisyonun bir gün bizim başımıza gelebileceğini hiç düşünmedik. Ya da düşünmek istemedik.
Taksim olayları aslında sıradan bir olay görüntüsü vermekle birlikte yurt dışından daha iyi görebileceğiniz bir gerçek daha var ki, yabancı medya organları bu durumu Suriye olaylarıyla kıyaslama gibi bir faciaya imza atmaktadır. Bu durum uluslar arası platformda saygınlığımızı alt üst edebilir.
Sosyal medyanın yalanları da olayları tahrik ve teşvik etmiş olabilir. Böyle bir eyleme girişmiş olan varsa; buradan kınamak istiyorum. Ama bu arada bir ara ordu mensupları hakkında yalan yanlış kışkırtıcı yayınlar yapan yandaş medyayı da unutmamak gerekir. Etme bulma dünyası işte?
Herkesin bir ideolojisi var. Ve herkes akıl yürütmeden sadece inanarak bağlandığı için kendi ideolojisinin Mutlak Doğru olduğu zehabına kapılmaktadır. Onun için göreceli doğrularıyla avunan ve oyalanan sağcısından solcusuna bütün ideoloji ve inançlara müsamahalı davranmalı ve yaşam tarzlarına müdahale etmemeliyiz.
Son zamanlarda vekâleten kadastro edilen makamlardan tutun, memleketin her köşe başı tek tip kadrolarla doldu. Sizin etik, mistik ve ideolojik değerleriniz ne kadar kutsal ve mutlaksa; karşınızdakilerin etik, mistik ve ideolojik değerleri aynı şekilde kutsal ve mutlaktır. Netice itibariyle hidayet reçeteleri, mutlak doğrular ve ahlaki değerler görecelidir. Bu bağlamda ne binlerce doğrunun arasından kendi doğrunuzu ne de binlerce yanlışın arasından rakiplerinizin yanlışını mutlaklaştırmazsınız. İşte son zamanlarda vatandaşın canına tak eden bu mahalle baskısıdır. Bundan ben de aşırı derecede muzdaripim.
Son zamanlarda insanlar istedikleri gibi hareket edemez oldular. Milli Şef dönemine veryansın edenler bu acı hakikate gözlerini kapatamazlar. Bu durum fiili bir vakıadır ve mahalle baskısı şeklinde milletin üzerine çökmüştür. En ufak bir standart sapmada mahalle baskısı karabasan gibi kişisel özgürlüklerin üzerine çullanmaktadır.
Kendi kendine gelin güvey olanlar, kendilerince durumdan vazife çıkaranlar mahalle bakkallarını bile tasnif ve kategorize etmeye başladılar. Bu durumun gerek kişisel ve gerekse toplumsal özgürlükleri zedelediği asla inkâr edilemez.
Onun içindir ki olayları yatıştırmak ve toplumdaki kutuplaşmanın önüne geçebilmek için keskin söylemlerden ve karşımızdakini de kendimize benzetici mahalle baskısı dayatmalardan derhal uzaklaşmak zorundayız.
Mahalle baskısı yüzünden akla rağmen akıl yürütmenin engellenmesinin, kişisel tercih özgürlüğü ve yaşam biçimlerinin kısıtlanmasının ne kadar acı ve dayanılmaz olduğunu biliyor musunuz? Rüzgârı arkasına alanlar ve esen bu rüzgârdan nemalananlar bilemezler tabi?
Olaylar o kadar hızlı ilerliyor ki yazımı bitiremeden yeni haberlere şahit oluyorum. Mesela polis ile sağduyulu kimi göstericiler arasında yaşanan diyalog ortamının eylemlerin sükûnete kavuşması açısından hayırlara vesile olacağını ümit ediyorum.
Bu bağlamda temelde haklı sebeplere dayanan ve müdahalenin dozajının kaçmasıyla alevlenen gösterileri provoke eden ve tam manasıyla Vandalizm örneği sergileyen marjinal sol eylemcileri de müsaadenizle lanetlemek istiyorum. Hiçbir sebep toplumun ortak varlıklarını canavarca ve acımasızca tahrip etmeye gerekçe olamaz. Hiçbir sebep temelde haklı bile olsa ekonomik değeri de olmakla birlikte kamu güvenliği ve sağlığını ilgilendiren polis araçlarını ve ambulansları kullanılamaz hale getirmeye gerekçe olamaz. Bunu yapanlar işte gerçek çapulculardır.
Yüzlerine maske takarak eylem yapanları oldum olası sevmem. Eylem yapılacaksa utanmadan ve mertçe yapılmalıdır. Eğer Taksim olaylarında çapulcu aranacaksa memleketin dört köşesinde Vandalizm ayini yapan, yüzleri maskeli ve kişilik problemi yaşayan bu kişiler olabilir.
Allah taraflara akıl fikir ihsan eylesin diyorum. Aklımızı başımıza almanın zamanının geçmediğini umut etmek istiyorum. Ve haklı sebepleri haksız hale getirmemek için sağduyudan ayrılmamayı temenni ediyorum.
Türkiye büyük, modern ve gelişmiş bir ülke. Türkiye muhteşem güzel bir ülke. Aman ha hakkımızı arayacağız derken evdeki bulgurdan olmayalım. Askerimize polisimize sahip çıkalım. Geçmişte darbelere karışan bazı ordu mensupları var diye şanlı ordumuzu ve acemiliklerinden olsa gerek orantısız güç kullananlar oldu diye kahraman polisimizi yıpratmayalım.
Ama dozajını ayarlamak kaydı şartıyla demokrasinin zorunlu gereği olarak eleştiriden de geri kalmayalım.
