İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin bünyesindeki İDO’yu 861 milyon dolara satması gerçekten dikkate şayan bir hadisedir. Ve yan gelip yatan bütün belediyelere örnek teşkil etmelidir.
Ben meselenin magazin boyutuyla yani ucuza mı gitti, kısmıyla ilgilenmiyorum. Elbette böyle bir ekonomik kuruluşa daha fazla bir değer biçilebilirdi. Ama hali hazırdaki satış fiyatı da yabana atılacak cinsten değil.
O zaman biz olayın güzel tarafıyla ilgilenelim isterseniz.
Belediyeler elinde gürül gürül akan finans kaynakları olan ve kaynağını milletten alan geniş yetkilere sahip tüzel kuruluşlarıdır.
Dolayısıyla eğer belediyeler hakkıyla işletilirse; bir yandan oylarına talip oldukları halkın toplumsal ihtiyaçlarını temin ederken diğer yandan kârlı birer kuruluş haline gelerek milli ekonomiye katkıda bulunabilirler.
1850 yılından beri kapısına yüz sürmekten bir hâl olduğumuz Avrupalı devletler ekonomik kriz içinde kıvranırken, İstanbul belediyesinin neredeyse bir milyar dolarlık gelir elde etmesi gerçekten dikkate şayandır.
İstisnasız bütün belediyeler İstanbul belediyesinin bu girişimci davranışını örnek almalıdır. Ve kendi yandaşlarını arpalamak anlamına gelen kaldırım taşı projelerinden vazgeçmelidirler. Göze hitap eden ama buna mukabil özü bulunmayan gündelik icraatları derhal terk etmelidirler.
Belediyelerin kendilerini başa getirenlere vefa borçlarını ödeme kampanyası kapsamında yaptıkları kaldırım ve bordur taşı değiştirme faaliyetleri yüzünden milyarlarca liralık kaynak israf olmaktadır.
Bunun yanında her belediye iş olsun hesabı kaldırım taşı döşediği için yol ve caddelerimiz Truva Harabelerini andırmaktadır. Toprağı bir metre kazıverseniz; bulunduğunuz şehrin siyasi tarihi hakkında rahatlıkla tafsilatlı bilgi edinebilirsiniz.
Belediyeler kaldırım taşı döşeme ve göbek düzenleme türünden sivil itaatsizlik eylemlerinden vazgeçtikler gün; genel bütçeye yük olmayacakları gibi, hızlı bir kalkınma hamlesine de vesile olacaklardır.
Ama böyle kaç belediyemiz vardır sizce? Elimizin parmakları yeter mi dersiniz saymaya?
Ne yapabilirim sorusuna kapılıp hevesinizi kırmaya hiç gerek yok. İstenirse yapılacak çok şey vardır. Yeter ki kaldırım mühendisi yandaşlarını değil, oylarına müracaat ettikleri halkın çıkarlarını düşünsünler.
Mesela daha önceki dönemlerde Aksaray’da yapılan Et Entegre Tesislerini buna mükemmel örnek olarak verebilirim. Bu tesis çağın imkân ve kabiliyetleriyle yeniden donatılarak, kapasitesi tüm İç Anadolu Bölgesi’ne hitap edebilecek şekilde artırıldığı takdirde şimdikinden çok daha kıymetli bir tesis haline gelecektir.
Belediyeler neticede bir tüzel kuruluştur ve zaman zaman siyasi vesayet ve mahalli etkiler altında kalabilmektedirler. Dolayısıyla ne kadar özen gösterilirse gösterilsin; tüzel kuruluşların siyasi ve bölgesel güç unsurlarının vesayetinden kurtarılmaları mümkün değildir. Hele bizim gibi Asyalı kafasıyla…
Bu sebeple belediyeler bölgesel imkânları göz önüne almak suretiyle bu tür kârlı kuruluşları tesis ederek; kısa zamanda verimli birer kuruluş haline getirdikten sonra, tadı kaçmadan özel sektöre devretmeyi bilmelidirler.
Bir dönem Konya belediyesi ağaç sökme makinesini yerel imkânlarla yapabildiğini ifade etmişti. Birtakım ithal elemanları üretmek de belediyelerin imkân ve kabiliyetleri arasında yer almaktadır kanaatindeyim.
Bunun dışında mesela Aksaray için Ihlara Vadisi son derece verimli bir çalışma alanı olabilir. Bugünkü durumuyla içler acısı bir vaziyet arz eden Ihlara Vadisi, yerinde bir düzenlemeyle turizme kazandırılırsa; özel sektöre devretme noktasında çok ciddi bir gelir kaynağı olabilir.
Mesele sadece bu girişimleri becerebilecek ileri görüşlü yöneticilerin harekete geçmesinde düğümleniyor. Vatandaşın da seçimlerde bu tür kişilere teveccüh etmesi, gelecekte gerek yerel gerekse ulusal ölçekte hızlı ve tutarlı bir kalkınmanın ufukta görüneceğinin işareti olacaktır.
Artık her şeyi devletten bekleme zamanı değil. Elinde müthiş bir kamu gücünü bulunduran belediyelerin devlete yük olmaktan kurtulmaları gerekmektedir. Çağdaş belediyecilik anlayışı bunu emretmektedir.
Benim de şahsi bir talebim olabilir bu noktada. Onu arz ederek yazımı sonlandırmak istiyorum. Özellikle iç ve dış turizmi hedef alarak ulaşımı kolaylaştırmak adına ilimizde daha önce yapımına başlanan, ancak bir türlü sonu getirilemeyen hava limanı projesi belediye tarafından ivedilikle hayata geçirilebilir.
Ne dersiniz?
O kadar zor mu dersiniz? Ben yirmi iki yıldır Aksaray’dayım. Eğer bu süre zarfında kaldırım taşlarına harcanan kaynak, hava alanı için kullanılsaydı; eminim ki yerel ölçeği aşarak uluslar arası bir hava alanına kavuşabilirdik.
Zararı yok, geçmişte kaldırım döşemesine memur edilecek tanıdıklara bu inşa işinde görev verilerek vefa borcu bu şekilde de ödenebilirdi.
Haydi bakalım hayırlısı.
Demiryolu hattının Aksaray ayağını bile döşerdik diyerek gözünüzü korkutmayayım. Bize şimdilik hava alanı da yeter.
Böyle hayırlı bir tesise imza atmak ister misiniz? Bakın böyle bir girişimi başlatırsanız halkın da belli bir yüzde ile maddi desteğini alabilirsiniz. Hisse usulü olursa ben tereddütsüz katılırım.İşte un, su ve şeker… Helva yapmak için illa ki matem mi gerek?
