Bakanlıkta birtakım düzenlemeler yapılıyor. Yapılan düzenlemeleri mevcut durumun tahlilini yaparak değerlendirmek istiyorum.
Bakanlığın merkez teşkilatında o kadar çok sayıda Uzman, Şube Müdürü, Daire Başkanı, Genel Müdür ve Müsteşar vardı ki; değil iş takibi bakanlıkta çay içecek yer bile bulamazdınız. İsteyen bakanlık binasına gidip bizzat kendi gözleriyle üç uzmanın sıkıştırıldığı daracık büroları ve yer bulunamadığı için koridorun ortasına labirent düzen yerleştirilmiş memur ve sekreterleri görebilir.
Orduda Amerika’dan çok generalin, meclisteyse çok sayıda milletvekilinin olması nasıl bir başarı sağlamıyor ve üstünlük getirmiyorsa; aynı şekilde bakanlık bünyesindeki uzman ve yönetici yoğunluğunun da bir faydası olmayacaktır. Hatta bana göre faydadan çok zararı olacaktır.
Bu kadar geniş bir kadroya rağmen eğitimde her şey güllük gülistanlık mıdır? Elbette hayır. Bakanlık hantal yapısından dolayı burnunun ucunu göremeyecek durumdadır. Ayrıca battal boy bir kadro genel bütçede kaynak israfı demektir. Artık profesyonel ordu gibi profesyonel eğitime geçme zamanıdır.
Bakanlıkta hemen her vilayetin bir iki Danışmanı, Şube Müdürü, bazen Daire Başkanı olduğu ve bu atamaların çoğu mülakat sınavı nedeniyle kapalı kapılar esasına göre yapıldığı için yıllarca alt yapıdan mahrum binlerce yere bir mühür bir müdürden mürekkep okullar açıldı.
Bir köy muhtarının bir avuç köyüne rahatlıkla ikinci okul ve camiyi açtırdığına hemen herkes kendi bölgesinde rastlamıştır. Rastlamadıysa bile mutlaka duymuştur.
Sadece bu bile başlı başına bir büyük sorundur. Bu ve değişik sebeplerle ortaya çıkan öğretmen açıkları, aynı yöntemle atanan kuruntulu ve saplantılı Milli Eğitim Müdürlerinin yanlışları yüzünden bir türlü tamamlanamadı.
Sadece bu değil elbette. Canı sıkılan danışmanlar bu sene de iş yapmış olalım kabilinden Eğitimde Uzmanlık ve Başöğretmenlik diye bir proje ortaya attılar. Daha önce de aynı mantıkla eğitim sitemimizde telafisi imkânsız koca bir gedik açan Kredili Sistemi ortaya atmışlardı…
Ama bilgi ve becerileri yetersiz olan kişilerce iş olsun diye ortaya atılan bu proje de diğerler gibi iflas etti. Uzmanlık ve Başöğretmenlik projesi de altında imzası olanların eline yüzüne bulaştı. Bu proje statü ve ücret noktasında eğitim kadrosunda ikilik yaratmaktadır. Fakat ne hikmetse bakanlık bu soruna bütün ısrarlara rağmen kör bakmaktadır.
Çağdaş, modern ve ileri seviyedeki bir ülkenin göstergelerinden birisi de başarılı olamayan yöneticilerin onurlarıyla istifa etmesini bilmeleridir. Ama maalesef ben kırk üç yıldır böyle bir yöneticiye neredeyse hiç rastlayamadım.
Taşraya gelen merkez yöneticileri sadece haklarını savunan meslektaş ve astlarını fırçalamak ve ileride çöpe atacağı notlar tutmakla yetindiler. Kimse yıllarca onlara karşı sorunlarını dillendiremedi. Çünkü her Müsteşarın, Müşavirin, Genel Müdürün ve Milli Eğitim Müdürünün arkasında bir milletvekili ya da bakanın adı zikrediliyordu. Bugün ne kadar değişti dersiniz?
Sendikaların bir kaşıkta kopardıkları sınav yaygarasına inanmamak gerek. Bugün itibariyle kıytırık okul müdürlükleri hariç hiçbir atama sınavla yapılmamaktadır. Sadece taşra şube müdürlükleri için sınav açılacağı yıllardır söylenmektedir.
Bakınız küçücük bir ilçenin şube müdürü bile liyakat esasına göre sınavla atanmamaktadır. Araştırın bakın neler göreceksiniz. Ya bölgenin en zenginlerinin, ya basın ve medya camiasının ya da iktidar partisinin yöneticilerinin bir yakınıdır…
Müfredatların, okul statülerinin, not sistemlerinin, ders programlarının ve LGS-ÖSS sınavlarının serbest piyasa döviz paritesi gibi sıkça değiştiği; bu sebeple dershanelerin yıkılması hayal dahi edilemeyecek birer ejderhaya, öğrencilerin de yarış atına döndüğü bir ortamda merkez teşkilatındaki yüzlerce üst düzey yöneticinin ne iş yaptığı iyice muamma karanlıklarına gömülmektedir.
Bu düzen değişmelidir. Bakanlar ve milletvekilleri üst düzey atamalardan elini eteğini çekmelidir. Libya’ya, Filistin’e, Somali’ye yardım etmeden önce kendimizi bir iyice düzeltmeliyiz.
Yıllarca seçimlerde ihtimal dışı sıralara adını yazdıranlara rastladım. Neden diye kendi kendime sorduğumda cevabını ancak seçimlerden sonra anlayabildim. Çünkü kimileri çeşitli bakanlıklara üst düzey yönetici oldular.
Makamını hakkıyla işgal etmediği için yönetim zafiyeti gösteren Milli Eğitim Müdürleri, Müşavirler ya da mesela Genel Müdürler için arkasında bilmem hangi aşiretin, bilmem hangi bakanın ya da milletvekilinin desteği var sözünü artık duymak istemiyoruz. Bu atama ve yönetim tarzı ve hâlihazırın devamındaki ısrar çağdaş ve modern Türkiye imajını zedeleyecektir.
Sayın bakanımızın danışmanlarını en kısa zamanda değiştirerek mesleğin içinden gelen yeni bir danışman kadrosu oluşturması, yakın zamanda birçok yeniliğin müjdecisi olacaktır.
Yine sayın bakanımızın acilen il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerini liyakate bina eden sınav esasıyla atama sistemini getirmelidir. Aynı şekilde mesleki başarıları dikkate alınarak yapılacak seçim ve sınav sonucu merkez teşkilatına atanacak Uzman, Şube Müdürü, Daire Başkanı, Genel Müdür, Müşavir ve Müsteşarları en kısa zamanda dünya gözüyle görmek istiyoruz.
Bütün bakanlıklarda atamalar bu yöntem mantıkla yapılamadığı müddetçe Türkiye’nin son zamanlarda yaşadığı ekonomik kalkınmayı kültürel kalkınma takip etmeyecektir. Bu da kısa zamanda Lale Devri’nin sonun getirecektir.
