Şimdilerde mecliste kıyasıya tartışılan konu bu. Ben de konuyla ilgili naçizane fikrimi belirtmek istedim.
Gulyabani var mıdır bilmiyorum. Ama diktatörlük yoktur. Dünya üzerinde bugüne kadar ne görülmüştür ne de duyulmuştur.
Diktatörlükle yaftalanan kişi ve dönemlerin cümlesi yalandır diyemem. Velâkin cümlesi apakçık bir yanılsamadır. İşbu yanılsamanın sebebi de tek taraflı düşünme ve şartlanmış duygulardır.
Belki de benim yazdıklarım yanılsamadır. Ne doğrunun doğruluğu, ne de yanlışın yanlışlığı formüle edilebilir.
Bana bir diktatör ve diktatörlük söyleyin size yanıldığınızı ispatlayamaya çalışayım. Baştan söyleyeyim ön yargılarınız varsa ve bu önyargıların sevk ve iradesiyle kontrolden, hatta zıvanadan çıkacaksanız hiç kendimi yormayayım.
Yok eğer duygularınızı empatik ortamda kullanabiliyorsanız ve diyalektik düşünebilmeyi becerebiliyorsanız vira bismillah o zaman.
Böyle olmayacaksa eyvallah!
Önce diktatörlüğün temel birkaç özelliğini göz önüne getirmeye çalışalım.
Neredeyse bütün özgürlükler kaldırılmıştır. Hitler Almanya’sında, Humeyni İran’ında, Kastro Küba’sında, Stalin Rusya’sında ya da başka bir benzerinde buna benzer diktatörlük çağları yaşandığı iddia edilmektedir.
Dikkat ederseniz kendi yakın ya da uzak tarihimizde böyle bir şey yaşanmış mıdır tartışmasına girmiyorum. Çünkü buna tam manasıyla izin verilmemektedir.
İnsanlar dikta yönetimin sever mi dersiniz?
Zannım o ki aklı başında hiç kimse toplumdan ayrı düşündüğünde, ne amaçla olursa olsun dikta yönetimini sevemez.
Fakat Kazın ayağı öyle değil. Karşılıklı iletişim ve paylaşım kategorilerinde gerçek kimliğinden sıyrılan insan psikolojisi yüz seksen derece çark edebilmektedir.
Sizin dikta diyerek tahkir ettiğiniz süreç ya da oluşum; kendi taraftarlarınca insanlığın Kurtuluş Reçetesi olarak görülmektedir.
Artık körü körüne mi inanmışlardır; inanç mı körlük yaratır orasını siz tayin etmeye çalışın.
Her şey 2012 dünyasında bile açık açık söylenemiyor. Çünkü beşeri vicdan, akıl ve mantık maalesef Sarkozi Sendromu ile malul.
Geçen TBMM’deki tartışmaları duymuşsunuzdur. İddiaların doğru ya da yanlış olması benim ilgi alanımın dışında. Ama en azından bütün iddialar tartışılabilmelidir.
Hemen kavgaya tutuşmak bir iddianın çürük temellere dayandığının gizli ikrarı olabilir mi?
Babanın oğlunu komunun komşuyu Polit Büroya jurnallediği karanlık dönem; Sovyet İdeolojisine kayıtsız şartsız bir iman ile bağlanmış olanlar için kapitalist ulusları kurtuluşa ulaştırmak için icra ettikleri kutsal bir Hidayet Mücadelesiydi.
Bütün devletlerin sistemlerini sağlam temellere oturtabilmek için çoğu zaman muvakkaten diktaya sapma eğiklimi gösterdikleri; aksi iddia edilemeyecek sosyolojik bir gerçekliktir.
O zaman ne diye Yel Değirmenleri ile uğraşıyoruz ki!
Birimizin Dikta Dönemi dediği çağ, başka bir grup ya da zümre için Saadet Çağı olarak görülmekte.
Birbirinin aksülameli olduğu için paralel istikamette seyreden iddialar asla ortak bir noktada kesişmemektedir.
Bilinen geometri kuralları bu birleşmeyi mümkün görmemektedir.
O halde netice itibariyle mutlak bir Dikta Yönetimi diye adlandıracağımız bir dönemi dünya tarihi şahit olmamıştır.
Yok eğer bir dönem ve bir coğrafyada böyle bir şeyin vuku bulduğu hakkında bir zan ortaya çıktıysa; dünyanın her metrekaresinde ve her çağında adı başka dahi olsa bir diktatörlüğün yaşanmış olması gerektiği peşinen kabullenilmiş olmaktadır.
Haddizatında tüm nebatat ve hayvanatı cebren ve hile kendisine kul köle eden; rodeo tarzı etkinliklerde bu muamele işkence boyutuna varan insanın kendisi bireysel olarak diktatördür.
Karısına karşı erkek, işçisine karşı patron, çocuklarına karşı baba, yoksula karşı zengin de biraz diktatör değil midir?
Devletler kendi zenginlerinin üretim malları zarar görmesin diye ithal mallarına ağır vergiler koyarken dikta ilişkisi sihirbaz halkaları gibi iç içe geçerek çözülmez ve anlaşılmaz hale gelir.
Cezaevleri bireysel dikta uygulamalarının kamu hukuku marifetiyle cezalandırması sonucu hüküm giyen mikro diktatörlerle dolu değil mi?
Ne dersiniz?
Suyumu bulandırdın diyen kurt da kuzuya karşı diktatör değil midir?
