Bunun Adı Adalet Olamaz

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yıllarca basit oy kaygıları, kadrolaşma planları ya da akla ve mantığa muhal çıkar hesapları yüzünden adalet terazisi dengeyi bulamadı bir türlü… Neticede adalete olan şüphe mutlak güvensizliğe dönüştü.

Haddizatında dünyanın hangi zamanında ya da coğrafyasında olursa olsun; idam cezasının olmadığı bir adalet sisteminin temelde güvenilir, geçerli ve adil olabileceğine dair ciddi şüphelerim var.

Onun için Avrupa’nın hamisi olduğu, Avrupa’nın ya da bilumum tek dişi kalmış Batı uygarlığının sevk ve idare ettiği adalet anlayışından müteessir olan insani söylemlere karşı kendimi bildim bileli hücrelerime kadar güvensizim.  Ruhumun en derinlerine kadar hiççiyim.

Çünkü insanın fikrine ve zikrine asla güvenemiyorum.

Hiç kimsenin, hiçbir zaman, hiçbir eylem ve söylemine güvenemediğim için hiççiyim.

Sanki insani medeniyetlerin herhangi birinde ya da zamanında adalet denilen Nirvanaya ulaşılabilmiş gibi, son asrın sözde münevver elebaşlarının insan hakları, demokrasi gibi işi boşaltılmış kavramlarla kendi ideolojilerine uymayanları müsabakaya davet etmelerini ciddiye almıyorum. Aslında ağızlarda gevelenen söylemlerin gerçek manasını unutturarak birtakım çıkarların tatmini maksadıyla kullanıldığını sanıyorum.

Yeryüzündeki ve tarihi seyir içindeki hiçbir görüş, inanç ya da ideolojinin mensupları bana sütten çıkmış ak kaşık olduğunu iddia ve ispat edemez.

Haddizatında radikalleşerek at gözlüğü bakış açısıyla sınırları çizilen tüm ideoloji, inanç ya da ideolojiler sadece tarihi kana bulamakla yetinmezler aileden, klandan başlamak suretiyle toplumsal ve kamusal alanı yaşanmaz hale getirirler. Bunun en bariz örneğini fiili olarak ben yaşamaktayım.

Aslında tüm insanlık adalet konusunda spastik zekâlıları kıskandıracak düzeyde bizatihi kendi kutsal söylemleriyle çelişmektedir. Düşünün bir kere günümüzün sözde çağdaş ve loş aydınları, kasten insan canına kıyanları insan hakları gibi söylemi eylemiyle taban tabana zıtlık arz eden bir dayatmayı eylemi akıbetiyle çelişen bir kavramla yaşatmaya çalışmaktadırlar.

Gelelin Anadolu sathına. Son yüzyılda Anadolu sathında basit çıkarlar uğruna sergilenen çelişkiler şahsi kanaatimce tam bir faciadır.

Bu tabloda eğer katile, caniye, gaspçıya ve tecavüzcüye hayatı bağışlanıyor ve bu durumun suçluya cesaret vereceği bilinerek hatada ısrar ediliyorsa; güçsüz ve masumlar insan yerine konmuyor ya da onların hayatına gereken önem verilmiyor demektir. Ben bu fiili durumu bu şekilde yorumluyorum.

Bir önceki yazımda bunu olumsuz neticesinin hükümete fatura edileceğine değindim. Vatandaş bu fiili durumun af olup olmadığıyla ilgilenmiyor. Dışarı çıkan canavarlarla aynı ortamda nasıl ve neden yaşamak zorunda bırakıldığıyla ilgileniyor.

İddiamın arkasındayım. Hükümet, hükümet olduğuna göre öyle ya da böyle bu ağır yarayı derhal tedavi etmek zorundadır.

Olay bu aşamaya gelmişse elbette fail kim olursa olsun fatura mevcut hükümete biçilir. Benim yaptığım da düz mantıkla buydu.

Yine de diyorum ki; adı hükümet olan bir sivil toplum yapılanmasının bu facianın üstesinden gelmesi beklenir.

Fakat meselenin bir de öbür yüzü var. Yani Yargı ve muhalefet tarafı…

Nüfus cüzdanı taşıyan ama adam yerine konmayan birkaç kişiyi daha öldürsün dercesine iki afla sokağa salınan canilerin CMK’daki değişiklik nedeniyle tekrar sokağa salınmak zorunda kalınacağını Yargı Cenahı da iktidar ve muhalefet gibi bilmeliydi.  Hatta bilmek zorundaydı. Geleceğini göremeyen bir kurumun güvenilir olması tartışmaya açılmaz mı?

Pek o zaman bile bile neden lades yapıldı? İşte bütün mesele bu!

Bugün itibariyle yargıdaki gecikmelerin ana sebebinin hâkim ve savcı sayısındaki yetersizlik olduğunu ileri süren Yüksek Yargı mensupları son on yılda kaç kere hâkim ve savcı atamasının Yürütmesini durduklarını hiç hesap ettiler mi?

Ya da bir gün içinde Yürütmeyi Durdurma kararı alabilen Yargının Adalet Bakanlığı’nın Temyiz başvurusuna neden iki yıl boyunca cevap vermediği ya da veremediği noktasındaki eleştiriye nasıl bir savunma yapılabilir?

Evet, bir politikacının ifadesinde belirttiği gibi herkes elini taşın altına sokmalıdır. Herkes ama herkes…

Yüksek Yargının iptalleri yüzünden halkın seçimle iktidar yaptığı hükümetin rahatlıkla atama yapamadığı bir gerçek. Yani muktedir olamadığı.

Bu durumda seçimlerin manasını tartışırım. Madem hükümetlerin neyi nasıl yapacağını Yüksek Yargının birkaç kişilik seçilmiş kurulu tayin ediyorsa;  seçimlere o kadar kaynak israf etmenin ne manası var.

Madem ağzımızı açınca demokrasi, hukuk ve insan haklarından dem vuruyoruz; o zaman demokratik ve hümanist mantıkla kızmadan, köpürmeden içimi kemiren ve beni nihilist eden şu soruya bir cevap verin lütfen.

Ama “onların yanlışlarını düzeltiyoruz” diyenlere, yaptıklarının hepsi mi yanlıştı derim. Ayrıca halk böyle istemiş, demokrasilerde yanlış da olsa halkın tercihlerine saygı yok mudur? Bizim seçim sonuçlarına Antik çağın Antik Roma site devletlerindeki kadar olsun riayet edilmemesi, demokrasi adına çözemediğim en önemli meselelerden biridir.

Demokrasi ve insan hakları gibi iki Truva Atı söylemler olmasa bu soru aklıma gelmeyecek. “Seçime ne gerek var biz daha iyisini buluruz” derseniz; bu sorular beni nihilist yapamaz o zaman.

Çünkü güç haklılıktır. Haklılık güç değildir. En azından dünyanın hiçbir yerinde sandık sonuçlarının Demokles’in Kılcının gölgesinden kurtulamadığını bilenler anlar ne demek istediğimi.

Hem sonra mutlak doğru diye bir şey yoktur ve olamaz. Mutlak doğru bu genetik dizilimle imkânsızdan öte muhal bir durumdur. O zaman kendi doğruları için hükümetlere, muhalefete ya da Yargıya yön vermenin bir mana ve sebep temeli kalmıyor demektir. Çünkü bu genetik kodlarımıza göre bizim yaşayacağımız hiçbir evrende ne mutlak doğru ne de mutlak yanlış vardır. Doğru ve yanlışlar kişiye, zamana, mekâna, yaşa, sosyolojik ve psikolojik olgulara göre sürekli değişiklik arz etmekedir.

Gelelim asıl meselemize.

Açılan İptal Davaları ile kadrolaşmayı önlediklerini söyleyenlere Moğoltay’ın beş bin kişilik atamasını neden iptal etmediniz diye sorarım. Vergisini veren ve ülkesine vatandaşlık bağı ile bağlı olan yurttaşların bir kesimin kadrolaşması sevap kabul edilirken diğer kesiminin yaptığının günah kabul edilmesi akli, mantıki ve ilmi kabul edilemez.

Ben kadrolaşmanın her ikisine de karşıyım. İkisine de taraftar değilim.

Yüksek Yargı yetkilileri bu eleştiriye hemen kızıyorlar. Ve: Kolaysa gelin siz sonuçlandırın! Diyorlar. Neden kızıyorsunuz? Demokrasilerde sorulara karşı geniş olmak gerektir. Üstelik kızgınlık insanın kendi söylemlerine karşı bizatihi kendisinin güveninin tam olmadığını gösterir.

Ama bana göre bu kısa devre mantıktır. Bu, gerçekten kaçışın, baypasa yönelişin bir nevi ifadesidir.

Ben inanmam bu savunmaya.

İş yükü ne kadar çok olursa olsun bir dava dosyası on yıl sürüncemeye bırakılamaz.

Bu memlekette vatandaşın oy vererek seçtikleri iktidar olsalar bile bir türlü muktedir olamadı. Çünkü geçmişte kimi yargı mensupları yıllarca kendilerini rejimin teminatı olarak gördüler. Ve bu bakış açısıyla gerekli gereksiz açtıkları davalarla hem hükümetleri iş yapamaz hale getirdiler hem de Yüksek Yargının iş yükünü biraz daha artırdılar. Bu tip standart sapmalar elbette tüm Yüksek Yargıyı bağlamaz.

Kanaatimce Yargı kutsaldır, saygı duyulmalı ve bağımsız olmalıdır.

Hiçbir kuruma ne sempatim var ne antipatim. Hükümeti ne kadar seviyorsam muhalefeti, Yüksek Yargıyı ya da orduyu o kadar seviyorum. Sarraf terazisi bile bu sevgilerim arasında mikrogramlık bir fark göremez. Zaten onun için bu kadar geniş açıyla bakabiliyorum bütün meselelere.

Netice itibariyle insan elinden tarih boyunca hiçbir zaman ve coğrafyada çıkar hesabı yapılmadan tamamen hayra matuf bir eylemin kolay kolay gerçekleşmiş olduğuna ya da gerçekleşebileceğine inanmıyorum.

Ama hali hazır bazı hakikatleri de okuyucunun muhakemesine sunmak zorundayım. Diyalektik düşünmeye çalışıyorum.

Geçen yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı birçok idareci atamasını iptal etmek için yargı zaman bulabiliyordu. Hatırlarsanız bu yüzden bir dönem okullar idaresiz kaldı. Olan öğrenciye oldu. Olan memlekete oldu. Tamamen gereksiz bir muameleydi. Ama ne hikmetse hükümet ne Milli Eğitim’e idareci atayabildi; ne de Adalet Bakanlığı hâkim ve savcı atayabildi.

Onun için  “ Gel kendin yap!” söylemini ne gerçekçi ne de mantıklı bulabiliyorum.

Kim ne derse desin ben böyle inanıyorum.

Muhalefetin muhalefetinin ciddiyetine de inanmıyorum. Muhalefetin kaygısı Hizbullahçılar dışarı çıkarken Ergenekoncuların neden içeride kaldığı noktasında. Yani memleketin hayrını dikkate aldıklarını sanmıyorum.

Yani mesela Hizbullahçılarla beraber Ergenekoncular da çıkmış olsa belki bu kadar keskin muhalefet yapmayacaklar. Ya da sadece Ergenekoncular çıksa ve Hizbullahçılar kalsa; belki de alkışlayacaklar.

Ama bu durum benim kanaatimce tutarlı ve güvenilir bir tutum değildir. Bana göre terörü yöntem olarak benimseyerek halkı inançlarından soğutan biri dinci ya da ulusçu bütün gruplara aynı muamele yapılmalıydı. 

Neticede Hükümet, Muhalefet ve Yüksek Yargı olumlu ya da olumsuz olanların tümünden eşit düzeyde sorumludurlar. Hiç biri sütten çıkmış ak kaşık değildir. Umarım vatandaş daha fazla üzülmeden ve daha fazla zarar görmeden gereğini hakkıyla düşünür ve uygularlar.

Tekrar söylüyorum ben hiçbir tarafın ne yanındayım ne de karşısında… Ama karbon temelli bu genetik yapıda yaratılan insana, yapısının doğal bir sonucu olarak güvenmiyorum. Ve bu sebeple de tarih boyunca Sırça Truva Atlarından birtakım muallâk inanç, ideoloji ve görüşleri savuna gelen insan adlı bu varlığa da meydanı boş bırakmak istemiyorum. Ve bunu sorularımla yapmaya çalışıyorum.

Ve bunu cevap alamayacağımı bilerek ısrarla devam ettiriyorum. Çünkü biliyorum ki benim sorularıma cevap vermek eşyanın tabiatına aykırıdır. Gelmiş geçmiş hiçbir dünyalı cevap vermeye cesaret bile edemez. Çünkü başta kendisiyle çelişir. Sonra içinde yaşadığı toplum ve üyesi olduğu inanç, görüş ve ideoloji gruplarının üyeleriyle…

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 26 Ekim 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!