Sırpların Srebrenitsa vahşetinden bahsetmiyorum. Ya da yakın ve uzak dünya tarihini lekeleyen diğer katliamlardan. Kendi içimizdeki vahşilerden bahsetmek istiyorum.
Karısını bir güzel tepeledikten sonra dişlerini çeken vahşi koca ve türevlerinden bahsediyorum. Trafikte yaptığı hatayı üzerine almadan kavgaya tutuşan ve kavga sırasında hasmının kulağını, burnunu koparan vahşi sürücü ve benzerlerinden…
İşin enteresan tarafı bütün polis kayıtlarına ulaşamadığımız için bu gibilerden binlercesi olduğunun ve ne yazık ki ellerini kollarını sallaya sallaya aramızda gezdiklerinin farkında ve idrakinde değiliz.
Anadolu sahasında bu tip kişiliksiz, kimliksiz ve beceriksiz ruhlar yüzünden yılda bine yakın kadın ne yazık ki hayatını kaybetmektedir. Genetik bir defodan kaynaklandığını sandığım bir müzmin sebebe dayanarak yaşanan kavgaların ve işkencelerin çoğundan ya ölümle sonuçlanmadığı ya da bu tip vahşilere meydanı boş bırakan pasif ve korkak muhatapların şikâyetçi olmamaları yüzünden haberdar olmamaktayız.
Ama maalesef bu tipler akla hayale sığmayacak ölçüde fazla… Bu tiplerin son tahlilde kişilik kaymalarına sahip olduklarına inanıyorum. Özellikle kadınlara yönelik şiddetin temelinde erkeğin cinsel yetmezliğe dayanan ve cinsel sapmalarını telafi maksadıyla namus havariliğe soyunmasından kaynaklanan psikolojik yetersizliğini görmekteyim.
Ayrıca genelde okumayan ve üretmeyen bir toplumun yetersiz fertleri olarak şiddetin temelinde cehaletten kaynaklanan kendine saygı ve sevgisini kaybeden defolu insan müsveddelerinin kronik kimlik ve kişilik yetmezliğini görmekteyim.
Tarih yazarken bugünkü olayları göz önünde bulundurmalıyız ki doğru ve geçerli sonuçlara varabilelim. Aksi takdirde dünya kamuoyu önünde inandırıcılığımızı kaybederiz.
Elbette Ermeni soykırımı yapmadık. Ama bugün Anadolu’nun her köşesinde yarışırcasına kadınlara şiddet uygulayanları, deli dana gibi yollara çıkıp trafikte terör estirenleri, ticarette üç kuruşluk rant uğruna haksız kazanca imza atanları ve yine helal haram demeden halk sağlığını tehdit eden gıda maddelerini üreten gıda teröristlerini bir şekilde aramızdan tecrit etmenin ve dünya kamuoyunun gözlerinden gizlemenin bir yolunu bulmak zorundayız.
Orasını bilmem ama ben bu kadar kişiliksiz ve kimliksiz vahşi ile birlikte yaşamaktan, hatta aynı oksijeni kullanmaktan bile utanmaktayım.
Ve eğer insan canına kastedenlere, hayat süren insanlara eziyet ve işkence yapanlara insan denecek ve onlara ne idüğü belirsiz bir demokrasi ve insan hakları anlayışıyla insan denecekse, o zaman ben insanlığımdan da utanırım.
