Bayramlardaki Askeri Görüntü

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Darbe soruşturmalarında işin tadının kaçtığını iddia etmekte ısrar ediyorum. Bu benim bakış açımın tabii bir neticesi.

Maalesef hayatım boyunca taraf tutamadım. Ama bu durum bana olaylara eşit yaklaşma ve olayları önyargısız değerlendirme yapabilme imkânı verdi.

         Bayramlardaki koyu resmi perdenin ve askeri görüntünün kaldırılmaya çalışılmasını alkışla karşılıyorum.

         Ancak bunu da tarafsız bir bakış açısıyla ortaya koyabiliyorum. Ne iktidardan yanayım ne muhalefetten.

Her eylemin tek sorumlusu olarak insanı bilirim. Bu noktada ne şeytana iftira atarım; ne nefsi emareyi suçlarım. Günahın madeninin insan olduğuna ve içinde bulunduğu evreni kirleten tek varlığın yine insan olduğuna inanıyorum. Daha doğrusu bu bir inanç değil aklı kullanabilmenin tabii bir sonucudur.

         Ezik ve hiçleşmiş kişiliklerinin kotunu yükseltgeyebilmek amacıyla herhangi etik bir değere, sportif taraftarlığa ya da ideolojik ekole körü körüne inanarak beyinlerini nadasa bırakan ve kalplerini paslandıranlar beni imkânı yok anlayamazlar. Zaten kendilerinin dahi inandıklarından hiç memnun olmadıkları çevrelerine kendi inançlarını zorla ve zorbalıkla empoze etmeye çalışmalarından anlaşılan bu tip maskeli gölgelerin beni anlaması, bizatihi benim kendime olan saygımı zedeler. Beni anlamamaları anlamalarından bin kere daha efdal ve hayırlıdır.

         Gelelim asıl konumuza…

         Bayramlarda askeri vesayet vardı. Bunun inkârı mümkün değil. Bu vesayet bazen birtakım psikolojik ya da sosyolojik problemlerin insan ruhundaki olumsuz tesirleri neticesinde belinde silah, elinde yetki bulunan resmi elbiseli kişiler tarafından millete rağmen millet adına millete zulme kadar varabiliyordu.

         Tabi ki o elbise, giyen herkeste aynı etkiyi yapmıyor. Asker, polis ya da zabıta olmasının da ehemmiyeti yok. Ancak silahla oynama şeytan doldurur atasözünden hareketle olağanüstü yetkilerle donatılmış kişileri de şeytanın doldurması her zaman muhtemeldir.

         Şeytana inanmadığımı söyledim. Fikrimde ısrar ediyorum. Şahsi fikir ve inançlarımın bana topluma mal olmuş atasözlerini değiştirme yetkisini vermediği hakikatini takdirlerinize bırakıyorum.

         Kasaba düzeyinde bir başçavuşun ya da vilayet düzeyinde bir albayın tüm sivil kuruluşları kendi emrinde gibi görmesi neticesinde sivil kurum ve kuruluşları hizaya sokmaya çalıştığına bizzat ben de müteaddit defalar maalesef şahit olmuşumdur.

         Peki bu şahıslar halkı bazen bıktıracak ölçüde sıkan bu yetkiyi nereden almaktadırlar? Tabi ki yasalardan almaktadırlar.   Bu yasaların değişmesini bir zaman, yani idareciyken her şeyden fazla istiyordum. Çünkü gerçekten bazen zaman kötüye kullanılabilmektedir.

         Demokrasiyi seviyorsak hiç kimsenin, hiçbir mesleğin diğerlerinden ayrıcalıklı olmaması gerekmektedir. Demokrat olduğumuzu iddia ediyorsak hiçbir görüş, inanç ve ideolojinin azınlıkta ya da çoğunlukta olmasını dikkate almadan toplumun tümüne dayatılmaması gerekmektedir.

         Size bir sır vereyim mi? Ben dünya üzerindeki dayatmayla zorlanan hiçbir görüş, inanç ve ideolojiye sempati beslemiyorum. Hatta inanmıyorum. Belki bulunduğum toplumun baskısıyla maske kullanmak zorunda kalabilirim. Ama bu münafıklığın asıl sebebi dayatılan her neyse onun saçmalığına dayatanların dahi inanmamasından ve bu hakikati kendilerine bile itiraf edememelerinden kaynaklanmaktadır.

         

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!