Bal Tutan Müdür Olur

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

             Şöyle alıcı gözle okullarımıza bir baktım ki ne göreyim. Aman Tanrım, ortada boş bir arpalık pardon müdürlük kalmamış. Üstelik dikkat ediyorum da kök salmış ve fosilleşmiş müdürlerin sayısı o kadar çok ki…

            Bu öyle bir dünya ki bir etnik, dinsel ya da ideolojik bir sürüye tabi olmazsanız; dünya nimetlerinde yararlanmanız neredeyse imkânsız. Ondan sonra kendinizi ve çevrenizi aldatmak için ilericilik, çağdaşlık, vatan millet, sevap günah gibi göreceli sloganları Demokles’in kılıcı gibi sallayıp durun. Hatta bununla yetinmeyip demokrasi, insan hakları, adalet ve eşitlik gibi içi boş tılsımlı kavramları ‘ hep bana!’ sömürü sisteminiz için alet olarak kullanın.

            Siz öyle yaptıkça insanlığından utanan bir nesil ortaya çıkacak ve bütün soyut ve uyuşturucu etnik, ideolojik, politik ve dinsel söylemlerden uzak durmaya çalışacak. Ve emin olun böyle düşünen insanların sayısı gün geçtikçe artacak. Bu nesil, dünyayı ve üzerindeki yaşam deneyimini her şart ve ihtimaliyle reddedecek… Bu nesil eşyanın tabiatı gereği zorunluluktan mensubu oldukları düşünce ve inançlarından dolayı hesaba çekilmeyi ve imtihana tabi tutulmayı vicdanen ve ebediyen reddedecek.

            Ülkemizin içine düştüğü liyakate göre değil siyasete ve mensup olduğu sürüye göre makam ve mansıp dağıtma hastalığı maalesef insana karşı bir kronik alerji oluşturmakta.

            Neyse ben ne söylersem söyleyeyim, nasıl olsa insan denen sözde akıllı yaratık kendi bildiğini okuyacak ve benim kendi kendime gelin güvey olmam havanda su dövmekten başka bir mana ifade etmeyecek; o halde sözü fazla uzatmadan asıl meselemize döneyim.

            İnsanlar grup içinde başka bir ifadeyle sürü içinde yaşamayı çok severler. Çünkü böylelikle elde ettikleri sinerjiyi şahsi menfaatlerini kotarma noktasında kullanabileceklerinin farkındadırlar.

            Onun için insanlar sürüler halinde yaşarlar.

            Belki hâlihazırda günümüzde bir sürüye dâhil olmadan yaşayan insan sayısı son derece azdır. Ama sevinerek söylüyorum bu sayı gün geçtikçe hızla artma eğiliminde.

            Sürü halinde yaşamanın alt yapısı ve dayanağı zihni ve kalbi etnik, dinsel ya da politik bir manyetizma ile hipnotizma etmekten geçmektedir.

            İnsan böylelikle o kadar çok şey elde eder ki; saymakla bitiremezsiniz. Kendi sürünüze mensup bir üniversiteden mansıp elde edebilirsiniz mesela. Ya da sürünüze uygun bir yönetim iş başına gelebilirse, istediğiniz bir makamı taş atıp kolunuz yorulmadan elde etmeniz mümkün olabilir.

            Ama bu arada ola ki vicdanınızda bir sızlama olmaması ya da mesela aklınıza aykırı sorular gelmemesi için içi boşaltılmış Truva Atı tütsülü ve kutsal sloganları dilinize zikir gibi pelesenk etmelisiniz ki; başta kendiniz olmak üzere mensubu olduğunuz sürü elemanlarını sürekli örümcek ağında uyuşmuş av gibi gaflet modunda tutabilesiniz.

            İşe sağ ve kolunuzu politize ederek başlayabilirsiniz. İnsan yüzündeki bıyık ve sakal adı verilen kılların politize edilmesi de işinizi oldukça kolaylaştırabilir. Çevrenizdeki herkesi kollarınızın paralelinde sınıflara ayırarak ve her bir tarafa birer farklı misyon yükleyerek insanların aklı selim düşünmelerini önleyebilirsiniz.

            Bu aşamadan sonra insanlar beyinlerini nadasa bırakarak misyonlarının dillerine doladığı birkaç yüz içi boş efsunlu kelime ile düşündüklerini sanacaklarından rahatlıkla istenildiği gibi güdülmeleri mümkün olacaktır.

            Kendini tek taraflı olarak evrenin en akıllı varlığı olarak ilan eden insan böyle bir gaflete ve açmaza düşer mi diyeceksiniz. Düşer, hem de bal gibi düşer.

            Ne demiş bir Osmanlı şairi: Cennet rüşvet olmasa namaz kılmazdı kimse. İşin içinde menfaat olduğu müddetçe düşünmeden yaşamak kesinlikle problem teşkil etmez.

             Dernekler, vakıflar, sendikalar, partiler, tekke ve zaviyeler ve adını hatırlayamadığım değişik sivil toplum örgütlerine üye olanların birinci derecede beklentileri bu noktadadır.

            Aksini iddia etmek gölgeyi inkâr etmek kadar sonuçsuz ve anlamsız bir uğraşıdır. Siz gölgenizi ne kadar inkâr etmeye çalışsanız da o sizi sonuna kadar takip etmeye devam edecektir.

             Kendinizi son derece hümanist ve demokrat mı hissediyorsunuz? Günah işlememe noktasında son derecede hassas mısınız? Kendinizi dünyanın doğrucu başı olarak mı görüyorsunuz?

            O zaman yüreğiniz yetiyorsa birlikte biraz fikir antrenmanı yapalım.

            Son elli yılda sağlık ve eğitim sektöründe yukarıda saydığımız sivil toplum kuruluşlarının dahli olmadan yapılan kaç tane şube ve il müdürlüğü ataması gösterebilirsiniz?

            Bir parti ya da sendikanın şeyiyle yani köprü altı tabiriyle torpiliyle idareci koltuğuna oturan doğrucular! Ne dersiniz, yıllardır Menat üstü bir güçle makamlarını işgale devam eden fosil idareciler! Cevabınız yok mu? Dilinizi mi yuttunuz? Mensubu olduğunuz sürüye yeni Mançurya Kobayı kazanabilmek ve Titan Mutluluk halkasına bir kişi daha eklemek için üfürdüğünüz sloganlarla bu durum, olduğunu sandığım vicdanınızı hiç sızlatmıyor mu?

            Bu durum yurt dışı kadrolarında daha net bir şekilde görmek mümkün.  

            Yurt dışında okul idarelerine yapılan atamalar kara düzende yapılmakta. Yani Cilalı Taş Devri’nden beri değişen bir şey olmamış gibi… İşin enteresan tarafı, bu mantıkla hareket edenler bir de kendilerinin ülkemizi en iyi şekilde temsil ettiklerini zannetmekteler.

            Gel de ifrit olma!

            Türkiye atamalar noktasında içi gaz dolu zepline çok benziyor. Gözünüze inanırsanız karşınızdaki gerçekten çok büyük. Ama içerik açısından bakarsanız içinde sadece gaz olduğunu görebilirsiniz.

            Gerçek demokrasinin ve insana saygının kemale ulaşabilmesi için atamaların liyakate göre yapılması elzemdir. Fert olarak da Takdiri İlahi yerine Takdiri Siyasi ile makamlarını gasp ve işgal eden günahkâr idareciler; insanları kandırmak ve aldatmak için üfürdükleri sloganlarına bir kere de kendileri uymak suretiyle derhal istifa etmelidirler.

            Yoksa Milenyum çağı insanlıktan ve insanlığın var olma gerek ve sebeplerinden nefret eden bir neslin güneşinin doğmasına şahit olacak.

            Haydi bakalım ağzı olduğu için konuşanlar! Haydi bakalım üfürüp duranlar! Haydi bakalım tütsülü ve büyülü kelimelerle toplumları uyutanlar! Yapın savunduklarınızın ve inandıklarınızın gereğini.

            Eğer kılınızı bile kıpırdatmazsanız peşine düştüklerinizi sömürü amacıyla savunduğunuzu duyana duymayana ilan edeceğim.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 23 Ekim 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!