Aşkın katili olur mu? Aşk her ne kadar soyut bir olgu olsa da ortaya çıktığı gibi kaybolması ihtimali de olan bir duygulanma çeşididir. Belki yüksek voltajlı bir trans hali…
Belki insan duygularının en etkilisi, en şiddetlisi ve en güzelidir.
Hatta en uzun sürenidir.
Adrenalin salgılatan bir duygu olmasına rağmen diğer duygularla karşılaştırıldığında en uzun ömürlü olanı diyebiliriz. Çünkü diğer duyguların bir dayanma eşiği vardır. Bunu hem duygusallığın şiddeti hem de hâkim olabildiği süre anlamında düşünebiliriz.
Ölüm hariç hiçbir şeyden uzun süre korkmaya devam edemezsiniz. Bir süre sonra meydana gelen alışkanlık korkuyu içselleştirerek zararlı etkilerini mümkün olduğu kadar azaltacaktır. Zaten böyle olmasa canlıların yaşam sürmesi neredeyse imkânsız hale gelirdi.
Aynı şekilde hiçbir şeyin özlemi uzun süre ve bedensel yapıyı tehdit edecek boyutta devam edemez. Kısa zamanda alışkanlık denen bir kurtarıcı, bedeni bu ağır tahribattan kurtarmak ve onarmak için elinden geleni yapmaya başlayacaktır.
Meseleye bu yönden bakınca aşkın çok daha uzun süre etkisini gösterebilen yüce bir duygu olduğunu görmek mümkün. Ancak her yüce duygu gibi aşkın da düşmanları kısa zamanda harekete geçerek içten içe kurt gibi kemirmeye başlayacaktır.
Aşkın en büyük düşmanı vuslattır. Bunu en bariz bir şekilde teşhis eden büyük şair Fuzuli olmuştur.
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.
İşte bu! Meseleyi bundan daha veciz ve net bir şekilde ifade etmek mümkün değil.
Vuslat yani kavuşmak aşk için sonun başlangıcıdır. Onun için çoğu zaman evlilik aşkın Pembe Panjurlu Türbesi haline gelmektedir.
Vuslat aynı zamanda karşılıklı gasp ve tahakküm sürecinin başlaması anlamına gelmektedir.
Âşık mı oldunuz? Ya da biri size mi âşık oldu? Yandınız demektir. Kıskançlık ateşi aşkın alevini tahmin edemeyeceğiniz kadar kısa bir zamanda bastırmaya yetecektir.
Daha sonrasında aşk evi yarı açık cezaevine dönüşecektir. Evliliklerin önemli bir kısmının bu halde olduğunu bilmek için evliya olmaya gerek yok.
Telefon edemezsiniz?
Kim aradı? Neden aradı? Ne dedi?
Kimseyle adam gibi konuşamazsınız. Kıskançlık var ya hâşâ huzurdan belki en boktan duygudur. İçine girdiği bedeni kuru yaprak gibi sürüklemekle kalmaz; çıra gibi cayır cayır yakar kavurur.
Ona bakma! Buna bakma!
Göze de gümrük vurulmaz ki…
Kimseye bakamazsınız? Dahi baksanız bile hesabını veremezsiniz.
Vuslatın bir başka boyutu da alışkanlığa esir olmak. Kanıksamak. En sevdiğiniz yemeği her gün yemekte ısrar etseniz bir müddet sonra kanıksarsını ve ilk gündü keyfi ve tadı alamaz hale gelirsiniz.
Her gün bal yiyen baldan usanır.
Ha aklı başında bir birliktelik yaşarsanız belki binde bir ihtimal dahi olsa aşkın ömrünü uzatabilirsiniz. Gerçi uzatsanız ne yazar? En baba tahminlere göre aşkın azami ömrü üç yıl… Bana göre altı ay…
Altı aydan sonra hayat yarıaçık cezaevine ve salt birliktelik kanıksamaya dönüştükten sonrası artık sıkıntı ve keder…
Oksijen her ne kadar hayat kaynağı olsa da saf hali tam tersine yok edici özelliğe sahiptir. Aynı şekilde aşk denen duygu olağanüstü güzelliğinin yanında kıskançlığın tesiriyle hayatı yaşanmaz hale de getirebilmektedir.
Onun için benim tespitlerime ve şahsi kanaatlerime göre aşkın azami ömrü altı aydır. Ondan sonrası evlilik dene yoğun bakım ünitesinde yaşatmaya çalışmaktan ibaret…
