BİR GÜL BU KARANLIKLARDA 1

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

                                                             Şiir

 

                                               Sarışın buğdayı rüyalarımızın,

                                               Seni bağrımızda eker, biçeriz,

                                               Acılar kardeşin, teselli kızın,

                                               Zengin parıltınla dolar gecemiz.

 

                                               Sukutun bahçesi tılsım ve pınar,

                                               Yıldızdan cümlesi karanlıkların;

                                               İklimler dışında ezeli bahar,

                                               Mevsimler içinde tükenmez yarın.

                        

                                               İçimizde sonsuz çalkanan deniz,

                                               Gülümseyen yüzü kaderin bize,

                                               Yıldızların altın bahçesindeyiz,

                                               Ebediyetinle geldik diz dize…

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

 

ŞABAN KUMCU                            

Büyük Fransız filozofu Alain, “Ulviyet (yücelik, büyüklük), duygusu bize günlük ekmek kadar lazımdır” der.İnsanların gerçek varlığı hissedemeyişleri, şüphesiz, içlerinde bu ilahi ışığı söndürmelerinden ileri gelir. Karanlık gecede kara taş üstünde yürüyen zavallı kara karıncayı gören Allah, her yerde hazır ve nazırdır. İnsanlar her an onunla beraberdirler. En güzel mabetleri onun lütfettiği ulviyet duygusuyla inşa etmişler, en güzel şiirler onun sevgisiyle söylenmiştir.En asil kalpler, onun hasretiyle“bir buhurdan gibi her yerde” tüter..

 

            İnsanların birçoğu, kendi akıl, düşünce, konfor ve rahatlarına göre inşa ettikleri evlerde ve şehirlerde varlığın sırlarından habersiz yaşarlarken;yalnız onlar,hala yıldızlara, sulara, ağaçlara hayretle bakmaya devam ediyorlardı.Yalnız şairler ve sanatkârlar, asıl kaynakla alakalarını devam ettirmeyi başardılar. Yıldızlar daima gökyüzündedir. Deniz daima vardır. Güneş her akşam gurup eder. Batar. Ve her yaz çiçekler açar, bülbüller öter. Ölüm hiçbir zaman peşimizi bırakmaz. Bir defa için kurulmuş olan saat, her an bize nasip olmuş zamanı tüketir. 

 

Fakat biz günlük hayatın meşguliyetleri içinde, bunların hepsini unuturuz. Hesaplar, kitaplar, aldatmalar, aldanmalar…Çokları işte buna “hayat” der. Fakat kâinatın, aşkın, ölümün ve bir daha gelmeyecek olan anın farkında olmadan, yaşanan hayata hayat mı denir..? 

Sıradanlığın külleri arasında; en asil duygulara kadar her şeyi kaybederiz. Bundan dolayı da alçalır ve can sıkıntısı içinde kıvranırız.

 

            Gerçek şiirde biz, inancımızda olduğu gibi, varlığın temel unsurlarıyla karşı karşıya geliriz. Şair, günlük hayatın sıradanlıkları içinde, insanlığın ve çocukluğun bu kaybolmuş hazinelerini nasıl ve nerede bulur? Hiç umulmayan yerde, dilde… Evet her gün kullandığımız kelimelerin içinde gizlidir bu sır.Fakat bu sırrı bulmak için şairin çektiği cefayı tahmin edemezsiniz. Bir gram radyum elementini bulmak için bir dağı eritmeye benzer bu iş.Zira biz dili de hayat gibi, dünya gibi sıradanlaştırır, ayakkabılarımız gibi kullanırız. 

 

            Kelimeler, bu ses tenli mahluklar, sokakta, çarşıda, kahvede çiğnenir, kirlenir, çamurlara bulanır. Yalnız şairler onların kadrini kıymetini bilerek ellerine alırlar.Günlerce ve aylarca tozlarını topraklarını yıkayıp, içlerindeki ebedi ışığı yeniden yakar ve göklere yükseltirler. Güzel bir şiirde kelimeler“Şeb-i lahutta manzume-i ecram gibi, pırıl pırıl parlar.Biz, tıpkı ilk çağlarda, çocuklukta ve ömrümüzün nadir anlarında olduğu gibi, onların ışığı altında, hayatı ve kâinatı yeni bir gözle görmeye başlarız.

 

            Mesnevi’nin başlangıç beyitlerinde; ruhani, manevi bir gece olan, “Şeb-i Lahutta” “dinle” denilerek, Ney’in hikayesi anlatılır. Ney’in sesi dinlenirken insan kendini yavaş yavaş onun ahengine kaptırır. Yahya Kemal, bir “lahut gecesinde”, sessizce parlayan ahenkli yıldızlar gibi, “Ney” ikliminde duyulan, “Bişnev” dinle, kelimesiyle, kendi ahengimizi bulacağımızı ifade eder. Dil ve varlığın birleşmesi demek olan bu işin, ne kadar güç olduğunu anlamak için bir şairin çileli çalışmasına yakından şahit olmak gerekir. Yahya Kemal bazı şiirlerini on beş, yirmi yılda tamamlayabildiğini söyler. Halbuki onlar bize ne kadar kolay yazılıvermiş gibi gelir.

 

            Yahya Kemal kadar titiz ve sabırlı başka bir Türk şairi de Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Kırk yıl, şiiri hayatının başlıca meselesi ve meşgalesi haline getiren bu şairin eserleri, nihayet dostlarının ısrarıyla bir kitap halinde basıldı. Kendisine kalsa, ömrünün sonuna kadar onlarıyeniden yazmaya devam ederdi.

 

            ÜstadıValery gibi o da şiirin hiçbir zamantamamlanamayacağı kanaatindedir. Arka arkaya kitap yayınlayanlarla ne tezat değil mi? Fakat bize şiir diye sunulan süprüntülerle, onlar arasındaki farkta da o kadar büyüktür. Mesleği icabı, eski dergileri ve kitapları karıştırmak, incelemek mecburiyetinde kalanedebiyat araştırmacıları, şiir mezarlıklarının ne olduğunu çok iyibilirler. Bazen bir mısra, kemiklerde kalmış soluk bir fosfor gibi parlar. Elinize alıp yoklayınca o parıltı da kaybolur. Bazıları sanır ki, Divan edebiyatının binlerce dizesi, Acem taklidi veya Osmanlıca olduğu için ölmüştür.

 

            Bu teori veya bu bilgi, Baki’nin, Şeyh Galib’inbazı şiirlerinin niye hala yaşadığını ve daha binlerce yıl yaşayacağını izah edemez.Bin dokuz yüzlerden sonra, halk diliyle herkesin anlayabileceği binlerce mısra yazılmıştır. Kim onları hatırlıyor?Yahya Kemal’in mısralarıysa hafızalarda her gün cıvıl cıvıl ötüyor. Öyle sanıyorum ki, Tanpınar’ın şiirleri de Yahya Kemal’in şiirleriyle beraber yarına kalacak, en güzel şiirlerdir. Çoğumuz onları ezbere biliriz. Tanpınar’ın “Hatırlama” şiirini, şiir sevenler size zevkle okuyup, tekrar edebilirler. 

 

 

                                               Hatırlama,

 

                                   Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,

                                   Rüyalarım kadar sade güzeldin,

                                   Baş başa uzandık günlerce ıslak,

                                   Çimenlere yaz bahçelerinin.

                                   Ömrün gecesinde sükûn aydınlık, 

                                   Boşanan bir seldi avuçlarından,

                                   Bir masal meyvası gibi paylaştık,

                                   Mehtabı kırılmış dal uçlarından.

                                   

            “Bursa’da Zaman’ı” bilmeyen ve sevmeyen kültürlü bir Türk bulunabileceğini zannetmiyorum. Anlaşılması daha güç olan diğer şiirlerinin de yavaş yavaş hafızalara yerleşeceğine, yaşayacağına ve vakti zamanı gelince sırlarını açıklayacağına eminim.

 

            Nedir Tanpınar’ın şiirlerinin özelliği? Onu Türk edebiyatında herhangi bir gelenek ve şahsiyete bağlamak zordur.“Bursa’da Zaman”heceyle yazılmıştır. Tanpınar, Yahya Kemal’den sabrı ve dili bir heykel gibi yontma sanatını öğrenmiştir. Denilebilir ki, Tanpınar, Yahya Kemal’den farklı bir şiir meydana getirmek için bütün ömrünü harcamıştır ve bunu başarmıştır.

 

Büyük ve ebedi şiirin klasik aletlerine, vezin ve kafiyeye bağlı kalan Tanpınar, Mehmet Emin’den, Orhan Veli’ye kadar bütün son devir şairlerinin bol bol faydalandıkları, halk şiiri geleneğinden de uzak kalmamıştır.  “Selam Olsun” Köroğlu’nunBolu beylerine meydan okuyan şiirini uzaktan hatırlatır. Fakat Tanpınar’ın selamı bambaşka bir mana taşır. 

 

                                               Selam Olsun

 

                                               Selam osun bizden güzel dünyaya,

                                               Bahçelerde hala güller açar mı?

                                               Selam olsun sonsuz güneşe, aya,

                                               Işıklar, gölgeler suda oynar mı?

 

                                               Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına,

                                               Günlerin geçişi ardı ardına,

                                               Hasretiz bir kanat şakırtısına,

                                               Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?

                                   

Tanpınar, şiirlerinde adeta cemiyeti ortadan kaldırmıştır. Onun şiirlerinde bir inziva veya baş başa kalma havası hissedilir. Sosyalin yeri belki de şiir değildir. Şiirde sosyal, pek çok örnekte görüldüğü gibi, hitabete kaçar. Hitabetse, samimiyete en uzak şeydir. Yahya Kemal’de bile sosyal bir jest, bir poz halini alır. Varlığın özüyle temasa gelen şiir, dua ve gözetmeye benzer bir yalnızlığı icap ettirir.

 

Tanpınar’ın şiirleri topluma ait değil, ferdidir; metafizik bir karakter taşır. Evet metafizik. Şiirle din arasında bir münasebet vardır.

Bir anlamda dindar bir şair; Allah’a ve kâinatın sırlarına en yakın insandır.Kâinat, hayat, ölüm, sanat ve aşk,Tanpınar’ın şiirlerinde ele aldığı başlıca konulardır. Bunlar, din, felsefe ve derin sanatın, birlikte ele alındıkları ebedi konulardır.

 

            Felsefenin dinden çıktığı bilinen bir şeydir. Bu tarihte ilk defa olmuş bir olay değildir. Her çağda şair, karanlıkların içine dalma cesaretini gösteren insandır. Hakiki şiirde, din ve felsefe yeniden doğar. Tanpınar birçok şiirinde varlığın sırrını sanat vasıtasıyla yakalar. Tanpınar’ın, “Şiir” isimli manzumesi, Türk edebiyatında şiir üzerine yazılmış en güzel şiirdir. Burada şiirin rüya, ızdırap ve teselliyle ilişkileri gösterilmiştir. Fakat en mühim olan fikir;şiirin bir “aydınlanma” olduğu fikridir. 

 

“Yunus:“Yunus bir haber verir, işitenler şad olur”, der. Şair, varlıkta bize görünen ebedi sırrın habercisidir.“Yıldızdan cümlesi karanlıkların” dizesiyle; şiirde fizik ve metafizik alemini bir arada yakalarız. Şiir varlığın içinde bir mananın doğuşu, bir sırrın açığa çıkmasıdır.

 

            Kaynakça: Edebiyatımızın İçinden, Mehmet Kaplan / Bütün Şiirler, Ahmet Hamdi Tanpınar         

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 28 Ekim 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!