Sosyal medyada paylaşılan bir yazışmadan çok etkilendim ve bu yazımı kaleme aldım umarım ders çıkarırız .
Aksaray’da herkes birbirini tanır. Hele bir evde yıllar geçirmişseniz, o ev artık sadece dört duvar değildir.
Bir yazışmada geçen şu cümle beni derinden düşündürdü:
“Bu evde uzun yıllar oturuyorsun. Çocukların bu evde büyüdü. Anneni ve Babanı da bu evden uğurladın.”
İşte bazen bir evin gerçek değeri, tapudaki metrekaresiyle değil, içinde yaşanan hatıralarla ölçülür.
O evde çocukların sesi vardır.
Bayram sabahlarının telaşı vardır, sevinçi vardı..
Annenin duası, babanın nasihati vardır.
Komşunun kapıyı çalıp “Bir çayını içelim” demesi vardır.
Ve sonra ev sahibi şöyle der:
“Yabancıya satacağıma önce sana söylemek istedim. İstersen evi sana vereceğim. Hem de piyasanın çok altında.”
Ardından o unutulmaz söz gelir:
“Çünkü bazı insanlar kiracı olmaz, evi yuva yapan olur.”
Ne güzel söz…
Aksaray’ın eski mahallelerinde, komşuluğun hâlâ kıymetini bilen insanlarda bu duyguyu görmek mümkündür.
Çünkü yuva, tapuyla değil; sevgiyle, emekle ve hatıralarla kurulur.
İnsan yıllar sonra bir evin kapısına dönüp baktığında, aslında binaya değil, ömrünün bir parçasına bakar.
Hele o evden bir Anne bir Baba Uğurlamışsanız …
O kapının eşiği artık başka türlüdür.
Hayat geçiyor…
Evler değişiyor, insanlar yaşlanıyor, çocuklar büyüyor, dostlar azalıyor. Geriye ise sadece güzel hatıralar ve insanların gönlünde bıraktığımız izler kalıyor.
Aksaray’ın güzel insanlarına yakışan da budur:
Malın mülkün değil, gönlün zengin olsun.
Çünkü günün sonunda insanın elinde ne ev kalıyor ne anahtar…
Geride bıraktığı iyilikler ve insanların duası kalıyor.
Bazı insanlar gerçekten kiracı değildir…
Onlar, bir evi yuva yapan insanlardır.
Mustafa Avcı
Gazeteci – Yazar

