Her yaz başlangıcında yüce yaratana çaresizlikten açılır ellerimiz. Boynumuz bükük, gözlerimiz yaşlı, ellerimiz havada, gönlümüz gök yüzünden gelecek rahmete müştak. En masumlarımızı; çocuklarımızı ve ak saçlı ihtiyarlarımızı alır geliriz O’nun kapısına. İkrama ikramla karşılık vereceğini bilerek ve cömertliğine sığınarak keseriz kurbanlarımızı. Kurbanların kanlarının O’na ulaşmayacağını, ancak etinden yiyen gariplerin dualarını boşa çevirmeyeceğini umarız.İsteyeni geri çevirmeyeceğine inanırız. Geri çevirecek olsaydı; istemeyi vermezdi, biliriz. Çatlayan toprakları, kurumaya yüz tutmuş otları, dağ-bayırdaki börtü böceği bahane edip; isteriz O’ndan rahmetini. Rahmet deriz O’ndan gelen yağmur ve kara. Kar bizim için ne “beyaz kabus”tur, ne de yağmur “çiledir”. Berekettir bizdeki adı bahşedilen rahmetin. Gökten rahmetin kesilmesini ceza sayar, kendimizi sorguya çekeriz. Kutlu Nebinin yağan yağmura; mübarek eteklerini açıp “ Senin Rabbinle sözleşmen, benden daha yeni” deyip; yağan yağmura şefkatle muamelesi, aynamızdır bizim. Şükrederiz verince rahmetini. Şanını yüceliğinden olduğunu ikrar ederiz, toprağa düşen her yağmur damlasıyla.
Ve bir gün duaya çıkan bütün insanlar unutsalar yağmuru. Rahmet olarak seni isteseler, Rabbimizden. Karnımızı doyuracak buğday için değil, himmet için seni isteseler Rahmet olarak. Yağsan gökyüzünden üzerimize, yağmur misali. Gönlümüz gülşene dönse senin varlığından. Yağmuru bekler gibi, seni beklediğimiz gün; yağmuru özler gibi ,seni özlediğimiz gün; Yağmura susadığımız gibi, sana susadığımız gün; Yağmur için kestiğiz kurbanlar gibi, senin için kurban adadığımız gün yağmurla birlikte, senin bereketin de yağacak üzerimize. Biliyorum, insanlar yağmuru unutup senin için duaya çıktığında; gerçek bereket yağacak dünyamıza.
Mahmut ULU kardeşimin PEYGAMBER DUASI şiiri üzerine daha fazla söz söylenmez sanırım.
“Çekse yer suyunu, tutsa gök.
Dağılsa bulutlar gökyüzünden,
Zihnimizdeki sis perdelerini alsa götürse beraberinde.
Toprak çatlasa susuzluktan, ardından dudaklarımız.
Sinelerimiz yarılsa, gözlerimiz patlasa
Çölde damlayı bekler gibi.
Unutsak yağmuru
Sen yağsan gönlümüze.
Şakaklarımıza sen düşsen sevdalarımız yerine,
Parlasan şimşek gibi alnımızda.
Senin duana çıksak yağmuru unutup.
Seni sevsek önce, ilk sana âşık olsak.
Akşam yatarken rüyamıza dilesek,
Uyandığımızda ilk seni özlesek.
Sen doğsan güneşten evvel hanemize
Yıldızlar altında sarsan gecemizi.
Sen kavursan içimizi,
Ateşin düşse bağrımıza.
Sana susasak;
Bereketimiz, yağmurumuz sen olsan.
Ve unutsak senin dışında her şeyi.
Yine
Senin duana çıksak yağmurdan vazgeçip.
Biter bitmez duamız
Başlasan yağmaya
Sen düşsen tane tane kelimelerimize.
Zihinlerimiz seninle dolsa.
Sevginle ıslansa saçlarımız.
Varlığınla akıp gitse,
Tüm kinler, nefretler.
Erise dünyalık ne varsa heybemizde,
Güneş görmüş kar gibi.
Boynumuzu sana eğsek
güne bakan olsak her an sana dönsek.
Serpilsek bakışınla ve büyüsek yağışınla.
Ah peygamberim!
Sana susamış susam olsak bir nisan sabahı.
Yaprağımıza sen konsan çiğ kılığında.
Toprağımıza sen düşsen,
aşk ile sulasan tortularımızı.
Uyandırsan gafletimizden
Süpürsen günahlarımızı ve tövbe köşesine yığsan.
Ne yaz kalsa dünyamızda ne de kış.
Bahar dünyaya meyledenlerin olsa, güz hazanın.
Güneş ve sıcak yaz’ın olsa, soğuk ve kar kışın.
Çiçek baharın olsa ümit ümitsizin.
Her dileyenin dileği kendine olsa.
Sen bizim olsan, bize sen kalsan…
Ah peygamberim!
Senin duana çıksak
yağmur niyetine yağmuru unutup.
Daha âmin demeden
sen düşsen yanaklarımıza al al.
Seninle serpilsek.
Gülsek bakışınla
büyüsek yağışınla…
ve bir de….
Yağmuru unutup, senin duana çıksak.
Merhamet merhamet yağman için gönlümüze.”
