Kuran’ı Kerim’in ve Peygamberimizin hayatının okullarda seçmeli ders olarak okutulması kararının alındığı, tarihin kırılma noktalarından birine şahitlik ettiğimiz şu günlerde; sadece Mevlit Kandilinde hatırlayabildiğimiz; göklerin öğrencisi, yerlerin öğretmeni; Şefkat ve merhamet peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) in sevgisinin, Kutlu Doğum Haftasına ve hatta Nisan ayının tamamına yayılarak Kutlu Doğum Ayına dönüşmesinin sevincini yaşıyoruz. Belki de itiraz edeceksiniz ve biz O’nu her zaman anıyorduk diyeceksiniz. Ancak, bireysel hafızadan çok, cemiyetin tamamının hatırlamasıdır kastettiğim. İslam’ın ilk öğretmenlerinden Musap Bin Umeyr, Mekke’ye döndüğünde “Medine’yi nasıl bıraktın?” sorusunu; “Her evde İslam ve Allah’ın Peygamberi konuşulur halde bıraktım” demişti. Yani Medine gündemine O’nu taşımıştı. Tıpkı Musap(r.a) gibi Aksaray’ın gündemine Peygamber sevgisini taşıyarak yaklaşık on yedi bin ailede O’nun hayatının okunmasını sağlayan; Peygamber sevdalısı, Eğitimciler Derneği ve gönüllülerine, Aksaray İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Aksaray Müftülüğüne; ayrıca O’nun adına etkinlik düzenleyen tüm sivil toplum örgütlerine teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
Geçmiş telaşı, gelecek kaygısı, bencillik, mevki ve gücün sanal mutluluğu ya da yokluğun yol açtığı umutsuzluk gibi hayatımızı etkileyen suni sıkıntılardan kurtulmak için O’nu tanımaya, anlamaya, sevmeye ve en önemlisi de hayatımıza örnek kılmaya ihtiyacımız var. Bir Müslüman olarak sıradan bir sanatçının(!),futbolcunun hayıtı ile ilgili bildiğimiz detaylar kadar; çok sevdiğimizi iddia ettiğimiz Peygamberimizin hayatını bilebiliyor muyuz? Örnek aldığımızı söylediğimiz Hz. Muhammed (sav)’in hayatını baştan sona anlayarak hiç okuduk mu? Yoksa kulaktan dolma bilgilerle mi tanıyoruz O’nu? Yaşantımızın neresi Muhammedi bir özellik taşıyor? İş hayatımıza, arkadaşlarımıza, çocuklarımıza, komşularımıza, kısacası yaşamımıza O’nun baktığı yerden bakabiliyor muyuz? Çoktandır yapmayı unuttuğumuz aile sohbetlerinde birkaç kelamla da olsa Hz. Muhammed (sav) den bahsediyor muyuz? En yakın arkadaşlarımızla O’nu tanıştırmak ister miyiz? Okuduğumuz gazeteleri, kitapları O’nun da okumasını isteyebilir miyiz? Biliyorum sorduğumuz her soruda kafamız önümüze biraz daha eğilecek. Zaten kendimizi sorgulamaktan kaçtığımız için bütün sıkıntılara duçar oluyoruz.
Sevmenin bile insancasınız çoktandır unutmuş menfaate dayalı bir yaşamı benimsemiş günümüz insanlığının, bütün gelişmiş teknolojisine rağmen bir türlü mutluluğu yakalayamadığı aşikârdır. Bunca iletişimin geliştiği bir dünyada insanların kendi yüreklerinden gelen sese kulaklarının tıkalı olması manidardır. Birkaç litre petrol uğruna binlerce insanın öldürülmesine modernlik adına sessiz kalınması ise bütün insani değerleri tüketmiş olduğumuzun en açık göstergesidir. Dünya insanlığı kaybettiği insani değerlerini yeniden kazanmak istiyorsa Hz. Muhammed’i a.s tanımak, anlamak ve örnek almak zorundadır.
Bütün arkadaşları kokuşmuş bir leşin yanından geçerken yüzlerini dönüp iğrenmesine rağmen, “dişleri ne kadar güzelmiş” diyerek bütün kötülüklerin içerisinde bile güzeli görmenin mümkün olabileceği mesajını veren peygamberi bir bakışa ne de çok ihtiyacımız var!
Esirlerin maddi değerlerle ölçüldüğü bir savaş hukukunda,”okuma yazma öğretenin serbest bırakılacağı” uygulamasını getirerek insanı ve eğitimin önemini yücelten bir eğitim anlayışına ne kadar da muhtacız.
“Kendisi için sevip istediğini, kardeşi için de sevip istemedikçe gerçek imana sahibi olunamayacağını” buyurarak 1438 yıl önce empatiyi yaşam biçimine dönüştüren bir Muhammedi hayat felsefesinin (insanların bir kısmının açlıktan ölürken, bir kısmının zayıflamak için milyarlarca harcama yaptığı dünyada) adalet adına gereği ortada.
Birbirleriyle savaşan, kız çocuklarını namus kaygısıyla diri diri gömen, haklının değil güçlünün haklı olduğu bir toplumu çok kısa sürede dünyanın gıpta ederek baktığı “Asrı Saadet” toplumuna dönüştüren en mükemmel eğitimci Hz Muhammed’e her zaman muhtacız.
Güvenilmez bir toplumda, en büyük düşmanlarının bile kıymetlerini emanet ettikleri O’nu, sevmeye, tanımaya, anlamaya ve örnek edinmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. O’nu anlamak için tarih bilincinin de devrede olduğu, taklitle yetinilmeyip, anlamaya dönüşebilen ve aktüelleşebilen bir bakış açısına ihtiyacımız var.
