Farkında olmadan kaybettiğimiz öyle değerler var ki, onun kaybolması toplumun yok olmasına sebep olur. Toplum içerisinde düzensizlik baş gösterir. İnandığımız değerlerdeki kopuklukların ve yıkımların önüne geçilemez hal alır. İnsanlarda güvensizliğe ve tedirginliğe yol açar. Bu kaybetmeye başladığımız yada tamamen kaybettiğimiz’’ hayâ’’dır. Öyle bir süstür ki hayâ, insanı Yusuf (a.s.) kadar güzelleştirir. Hayâsızlık, Yusuf tabiatlılara zindandan daha karanlık gelir. Öyle bir süstür ki hayâ, insanı zarifleştirir vakurlaştırır, Meryem gibi iffet timsali hâline getirir. Osman (r.a.) gibi peygamber övgüsünü hak ettirir, meleklerin dahi kendisinden hayâ ettiği bir mertebeye ulaştırır. Makamlardan makamlara, imandan ihsana, mürüvvetten takvaya hayâ ile varılır. Ömer(r.a.) gibi adaletle hükmettirir. . Zira “Hayâ, bütünüyle hayırdır.” (Müslim, İman, 61.) Kendi yaratılış gayesini unutan, ölümsüzmüş gibi dünyanın gidişine kapılıp, tek amacı ve gayesi makam mevki, mal mülk, şan şöhret olan insanın kaybı büyüktür.“İhsan” şuuruna eren insanın eli harama, dili yalana, yüreği nifaka nasıl bulaşabilirdi? Ağızların susup ellerin, ayakların konuşacağı, gözlerin ve kulakların şahitlik yapacağı güne inanan bir mümin, hayasızlığa nasıl cüret edebilirdi? Rabbinden hayâ etmeksizin başkalarını nasıl incitebilir, ağlatabilir, aldatabilir. Buna göre, Allah’tan gereği gibi sakınmanın, takva elbisesini kuşanmanın yolu hayâdan geçer. Hayâdan takvaya giden ince bir yol vardır. Hayâ, kalbi Allah’a bağlamaktan kaynaklanan bir rikkat, bir inceliktir. Böyle kalp sahiplerinde bulunan vakarlı bir duruş, edepli bir bakıştır. Bu latif hâl, kalbin günahlarla kirletilmesi neticesinde kişiyi terk eder. Her bir ahlaksızlık, kalpteki hassasiyeti biraz daha öldürür ve onu katılaştırır. Her günah, edebimizden bir parça koparır, yanlışları doğru gibi söyletir, haramı helal gibi yedirir, her çirkinlik güzelliğimizde bir leke bırakır. Her bir ahlaksızlık, utanan yüzümüzü, yaşaran gözümüzü bizden alır ve kişinin bütün sermayesi bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz oluverir. Çünkü dünyayı ölümsüz, ahreti hesapsız zannetmeye başlar. Yüzdeki o ince hayâ perdesi kalkınca, kişi aynadaki yüzünü tanıyamaz hâle gelir. Oysa bu çirkinliğin sebebini, hayâyı kendisinden öğrendiğimiz, Sevgili Peygamberimiz şöyle haber vermiştir: “Ahlaksızlık bulunduğu şeyi çirkinleştirir; hayâ ise bulunduğu şeyi süsler.” Allah Rasulü, kendisinden hayâ edilip utanılmaya en layık olanın Rabbimiz olduğunu haber vermişti. Bunun hakkıyla nasıl yapılacağı yine onun sözlerinde gizliydi: “Allah’tan hakkıyla hayâ etmek, baş ve başta bulunan organlarla, karın ve karnın içine aldığı organları (her türlü günah ve haramdan) korumak, ölümü ve (toprak altında) çürümeyi daima hatırlamaktır. Ahireti arzu eden, dünyanın süsünü terk eder. Kim bu şekilde davranırsa Allah’tan gereği gibi hayâ etmiş olur.” … Daha fazla söze ne hacet…
