Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder.) [Nisa 58]Bu ayeti hepimiz en iyi şekilde biliriz,bilmemiz gerekir.Şimdi bizler elimizi vicdanımıza koyarak düşünelim ,kendimizin yada yakınlarımızın menfaatine olacak işlerde adaletle hükmedip işi ehline mi teslim ediyoruz yoksa yetkilerimizi kullanarak ehil olmayana mı veriyoruz?alıyoruz.Günümüz insanları ehliyet liyakat değil anlık yada ilerde gelebilecek menfaati hesap ederek hareket ediyor.Yaptığı yanlışın adını da ‘’Hatırını kıramadığım …kişi aradı’’koymaktan utanmıyor ve bunun üzerinden nemalanıyor.
Mekke’nin fethi günü, Hz. Peygamber, ordusunun başında muzaffer bir lider olarak Kâbe’ye gelmiş ve kapının açılmasını istemiştir. Cahiliyye döneminde de kutsal bilinen ve hizmetinde olmak için insanların yarıştığı Kâbe’nin anahtarı Osman b. Talha adlı birindedir. Bu yıllardan beri babadan oğla geçerek devam eden bir görevdir. Henüz atalarının dini üzere olan Osman b. Talha anahtarı getirerek kendi elleriyle Hz. Peygamber’e teslim eder. O anda bu şerefli görevin kendilerine geçmesini isteyen bir çok Müslüman vardır ve bunlar arasında Hz. Peygamber’in en yakınları da bulunmaktadır.
Fakat Hz. Peygamber Kâbe’yi açtırıp içindeki putları temizletip şükür için iki rekat namaz kıldıktan sonra henüz Allah’a teslimiyetini dahi açıklamamış olan eski sahibine anahtarı uzatır. Bu, orada bulunan bir çoklarının arzusunu kursağında bırakmış olsa da başta Osman b. Talha olmak üzere bir çok Kureyşli’nin, Hz. Peygamber’in, görev dağılımında “yakın” olmayı değil “ehliyet” ve “liyakati” esas aldığını görmelerini sağlar.
Her fotoğraf karesini işkâl eden yüzler her şeyden anlıyor her şeye aynı yüzler karar veriyor.Dünyalarından adaleti kaldıranlar ahreti unutanlardır.
Biliriz ki rüzgarla gelen rüzgarla gider,dünyaya meyleden ahrette neder?
