DEVLET OKULUNDAKİ ÖĞRETMEN NEDEN ÇALIŞMAZ’

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

      Halk arasındaki yaygın kanaate göre  özel okullardaki öğretmenler gece gündüz demeksizin adeta canlarını dişlerine takarak çalıştıkları halde; devlet okulundaki öğretmenlerin isteksiz çalıştıkları, en ufak bir işi bile gözlerinde çok fazla büyüttükleri, mesaileri bittikten sonra bir saniye bile okulda durmadıkları düşünülür.

     Gerçekten de devlet okulundaki öğretmenler neden özel okullarda görev yapan öğretmenler seviyesinde bir eğitim öğretim performansı sergileyemezler?

      Bu sorunun çok fazla cevabı vardır ancak; biz görebildiğimiz birkaç sebep üzerinde durmaya çalışacağız.

       Özel okullar günümüzde neredeyse özerk bir yapıya sahiptirler. Her ne kadar MEB’e karşı sorumlu olsalar da pek çok konuda bağımsız çalışabilme imkanına sahiptirler.

Devlet okullarında yapılan sosyal, sportif ve eğitsel faaliyetlerin neredeyse tamamı için üst makamlardan izin almak gerekmektedir.

       Devlet okullarında görevli öğretmenler neredeyse attıkları her adımın hesabını MEB’e vermekte adeta devletin soğuk nefesini enselerinde hissetmektedirler.

       MEB’in bilgi paylaşımı, çeşitli konularda görüş-öneri ve tavsiye amaçlı kurmuş olduğu Alo 147 hattı amacından saparak adeta öğretmeni şikayet hattına dönüşmüş, öğretmenlere yarardan çok zarar getirmeye başlamıştır. Öğretmenler yapmış oldukları en küçük bir hatanın hatta küçük bir gafın bile hesabının kendilerine sorulacağını bilerek tedirgin bir şekilde çalışmakta, bu tedirginlikten dolayı kendileri olamamakta doğal bir şekilde çalışamamaktadırlar.

     Okul müdürleri bu merkeziyetçi yapının farkında olduklarından; kurumlarında olup biten olayları kendi iç dinamikleriyle halletmekten çekinmekte, günün birinde kendilerine hesap sorulabileceğini, okulda meydana gelen olayların artık bir telefonla bakanlığa aksedeceğini bildiklerinden; isteseler bile öğretmenlerinin arkasında durmamakta ve en küçük bir olayı bile hemen üst makama bildirmektedirler.

        Çok iyi niyetlerle maksimum gayretle çalışan öğretmen; idarecisinin çeşitli olaylar karşısında kendisini sahiplenmediğini, okullarında meydana gelen sıradan olayları kendi aralarında halledebilecekken; üst makamlara bildirdiğini düşünmekte, müdürüne karşı incinmekte ve bu gönül kırgınlığından dolayı da  müdürü ile arasındaki  gönül kapılarını sürgüleyerek en küçük bir fedakarlığa girmemektedir.

        Bu durumun doğal sonucu olarak çoğunlukla gönüllülük esasına dayanan sosyal ve sportif faaliyetler gerektiği gibi yapılamamaktadır.

        Milli ve manevi duygularla kendi rahatından, kendi vaktinden feragat ederek mesai saatleri dışında öğrencilerine bir şeyler verme çabasında olan öğretmenlere teşekkür etmek yerine bunun hesabı sorulmakta  adeta öğretmenin niyeti sorgulanmaktadır. Dolayısıyla   fedakar öğretmenler küstürülmektedir.

         İdarecilerin  bir kısmı okullarında yapmak istedikleri sosyal ve sportif faaliyetler için üst makamlardan izin almadan veya’’ İşe başlayalım daha sonra gerekli yasal izinleri alırız.’’ Düşüncesiyle öğretmenlere şifahi olarak görev vermekte; daha sonra doğabilecek problemleri üstlenmemekte, tüm sorumluluğu öğretmene yüklemektedir. Bu türden ilkesiz ve güvensiz davranışlar hem olayların yaşandığı kurumdaki öğretmenleri tedirgin etmekte hem de bu olayları duyan başka kurumdaki öğretmenlerin çok temkinli davranmalarına sebebiyet vermektedir.

        Öğretmenler bağımsız olarak neredeyse hiçbir işi yapamamakta veya yaptığı işlerden doğabilecek en küçük bir problemin hesabının kendilerine sorulacağını bildiğinden çekimser davranmaktadırlar.

         Devlet okulundaki öğretmenlerin büyük çoğunluğu  enerjilerinin çok büyük bir kısmını kurumlardaki bürokratik yapıdan kaynaklanan sorunları algılama, bunlara karşı gerekli pozisyonları alabilmenin çabasında olduklarından; eğitim öğretim konusuna bekli de gerektiği gibi odaklanamamaktadırlar.

         ‘’Biz bilinci’’ oluşturulamamış, paydaşların bir birine güvenemediği  böyle kurumlarda bırakın özel okullar seviyesinde verim beklemeyi, normal standartlarda görev yapmak bile büyük maharet ister. Tekrar başlığa dönecek olursak; devlet okulundaki öğretmen çalışmaz değil, çalışamaz desek sanırım daha doğru bir tespit olur.

                         

 

 

Not: Yukarıdaki yazımızla uzaktan yakından ilgisi olmayan, personeliyle nitelikli ilişkiler kurmuş kaliteli okullarımızı tenzih ediyorum.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Öğle Bülteni 25 Ekim 2026 öğle Haber Bülteni
Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!