Gece herkes uyuduğunda, bazı çocuklar için sessiz bir kaygı başlar. Sabah uyanınca fark edilen ıslak bir yatak, sadece bir temizlik meselesi değildir. O, çoğu zaman çocuğun iç dünyasında büyüyen bir utancın, anlaşılmama korkusunun ve yalnızlığın sessiz bir ifadesidir.
Çocuklarda altına kaçırma, yani enürezis, sandığımızdan çok daha yaygın bir durumdur. Ama ne yazık ki yaygın olması, doğru anlaşıldığı anlamına gelmez. Hâlâ birçok çocuk bu durum nedeniyle azar işitir, cezalandırılır ya da kıyaslanır. Oysa bu çocukların çoğu bunu isteyerek yapmaz. Hatta tam tersine, bundan en çok rahatsız olan yine kendileridir.
Bir çocuğun altına kaçırması çoğu zaman bir “tembellik” değil; gelişimsel bir süreçtir. Mesane kontrolü her çocukta aynı hızda gelişmez. Kimi çocuk erken kazanır bu beceriyi, kimi daha geç. Bazen genetik bir yatkınlık vardır, bazen derin uyku, bazen de küçücük bir kalpte taşınan büyük duygular…
Yeni bir kardeşin gelişi, okul değişikliği, aile içi gerginlikler… Bizim “küçük” dediğimiz değişiklikler, çocuk dünyasında büyük fırtınalara dönüşebilir. Ve bazen bu fırtınalar, gece yatağa yansır.
Burada en önemli soru şu: Biz yetişkinler ne yapıyoruz?
Çocuğun altını ıslattığını gördüğümüzde ilk tepkimiz ne oluyor? Kızmak mı, utandırmak mı, yoksa anlamaya çalışmak mı?
Unutmamalıyız ki; utandırılan bir çocuk çözülmez, içine kapanır. Korkutulan bir çocuk öğrenmez, sadece saklamayı öğrenir. Oysa desteklenen bir çocuk, zamanla güçlenir.
Altına kaçırma bir hastalık değil, bir belirtidir. Ve her belirti gibi, altında bir neden yatar. Bu nedenle yaklaşımımız cezalandırmak değil, anlamak olmalıdır. Sabırla, şefkatle ve gerektiğinde profesyonel destekle…
Ailelere düşen en büyük görev; çocuğa yalnız olmadığını hissettirmektir. “Bu senin suçun değil” diyebilmek, belki de tedavinin en güçlü cümlesidir.
Çünkü bazı yaralar ilaçla değil, anlayışla iyileşir.
Ve bazen kuru bir yataktan daha değerlisi, kendini güvende hisseden bir çocuktur.
