Biz insanlar, okumanın sevdasını ve şeker şerbet tadını hep başka yerlerde arar olduk. Sonra da dönüp vefasızlıktan ve aşkların sadakatsizliğinden şikâyet edip durduk. Evet, biz okumuyoruz. Çünkü okuyacak zaman bulamıyoruz. Evet okumuyoruz. Çünkü okuma ihtiyacı hissetmiyoruz. Olduğumuzu ve artık başkalarının olgunlaşmasına dahi katkı sağlayacağımızı sanıyoruz. Elimizdeki kirli ve müfteri olan, başkasının emeği olan internet bilgilerini hemen cebimizden çıkarıyor ve sunuyoruz. Hem de çok şey biliyormuş edasıyla.
Evet okumuyoruz. Çünkü ellerimiz kitabın sıcaklığını kaybetti. Kâğıdın geldiği serüveni unuttu. Topraktan ağaca ağaçtan kâğıda ve kâğıttan kitaba kadar olan serüvendi okumak. Ama şimdi ellerimiz ya demirin soğuk ama süslü yüzüyle temas ediyor ve canımızı yakıyoruz ya da bütün kimyasalların süslü birleşimiyle bir araya gelen bir oluşumu ellerimize alıyor ve sağlığımızı tehdit ediyoruz. Okuma faaliyetinin güzelliğinden çok haz ve hevesin bataklığına saplanıyoruz.
Okumak istemiyoruz. Çünkü bahanelerimiz çok fazla. Başımızı kaşıyacak vaktimiz yok. Toplu taşıma araçlarında çok zaman kaybediyoruz. Orası okuma yeri mi canım? İş yerindeki boş vakitlerimiz ise bizim doğal, kendimize ayırmamız geren vakit. Okuma, ekstra zaman ister. Sakin sessiz ve stressiz bir yer olmalı. Öğrencilik derseniz zaten hep okuyoruz, hocalarımız bir sürü ödev veriyor. Onları saymıyor musunuz? Eve geldik ve şimdi okuyabiliriz. Aman canım hele şöyle rahat bir yemeğimizi yiyelim ve televizyonda biraz gezinelim. Yatmaya giderken bir şeyler okuruz. Lakin ya televizyon, ya telefon, ya da bilgisayarın başında uyuyakalırız.
Evet, okumamak için o kadar çok bahanemiz var ki, saymakla bitmez. Ama okumak için bu sevdamız yetmez. Çünkü makineleştik. En azından makinelerin emri altında köleleştik. Makamımıza gelen misafirlerin yüzüne sürekli bakamıyoruz. Çok meşgulüz ya da onun mahkûmuyuz. Konuşurken öğrencimizin yüzüne bakmıyoruz. Çok hassasız ya da onun mahkûmuyuz. Hastamıza fazla vakit ayıramıyoruz. Hatta ameliyat arasında bile bir kenara çekiliyoruz. Çok yorgunuz ya da onun mahkûmuyuz. Mahkeme salonunda bile o elimizde. Hem de umursamaz bir tavırla bütün kalabalığın önünde. Çok önemli bir karar için kullanıyoruz ya da biz de onun mahkûmuyuz. Komşularımızla bir araya geliyoruz. Bir müddet sonra her birimiz bir koltuğa çekilip susuyoruz. Derin düşüncelere dalıyoruz ya da biz de onun mahkûmuyuz. Sevdiklerimize kavuşmanın hayalini kuruyoruz. Ve nihayet onlara kavuşuyoruz. Kavuşmadan önce nice planlar yapmıştık. Ama kavuştuktan sonra hepsini unuttuk. Bir müddet sonra sus pus olduk. Çok mutluyuz ya da onun mahkûmuyuz. Hatta bizler için tertip edilen bir toplantıdan kısa süre sonra ayrılıyoruz. Çok rahat bir şekilde o makinayı elimize alıyor ve çıkıyoruz. Çok önemli işlerimiz var, ya da onun mahkûmuyuz.
Evet, okumak için hangi sebebi gösterebilirsiniz bu kadar herkesin okuryazar olduğu bir memlekette? Konuşmaya başlayınca allame-i cihanız! Çünkü emeksiz ve zahmetsiz olanları kendimize mâl etmekte üstümüze yok. Ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyor. Yalan söylemekten utanmıyoruz.
