Ben merkezli olmak, zevke düşkünlük ve sadece almakla mutlu olabileceğini sanmak; yalnızlığı ve beraberinde depresyonu getiriyor. Aile bağlarını koruyarak birlikte zaman geçirmek, çevresine karşı sorumluluğunun bilincinde, kültürel, kutsal ve insanı insan yapan değerler bütününde yaşamak problemi çözüyor…
İnsan sosyal bir varlıktır. Yalnız yaşaması mümkün değildir. İçinde bulunduğumuz asır bilgi ve teknoloji çağı olarak ifade edilmektedir. Artık eskisi gibi biriyle haberleşmek istediğimizde postaneye, eve, bir telefon kabinine gitmiyoruz. Kablosu fişe bağlı telefon kullanmıyoruz. Bir yerden diğerine gitmeye gerek kalmadan işlerimizi oturduğumuz yerden halledebiliyoruz. Aslında her şey insan hayatını kolaylaştırmak için yapılıyor. Düne göre hayat çok daha rahat görünüyor.
Modern ve teknolojik toplumda meydana gelen bu gelişmelere rağmen insan yalnızlaşıyor. Ekonomik olarak düne göre bugün daha rahatız, iletişim olarak daha rahatız, ulaşım olarak daha rahatız vs. Fakat mutsuz ve yalnız hayatlar yaşıyoruz. Eskiden bir köyde bir şehrin mahallesinde evler birbirine uzak olmasına rağmen herkes birbirini bilir ve tanırdı. Hasta olan biri hemen duyulur, cenazelerde üzüntüler paylaşılır hatta cenaze evine yemek bile yaptırılmazdı. Şimdilerde çok katlı dairelerimiz var. Ceplerimizde telefonlarımız, çantalarımızda bilgisayarlarımız var fakat dairelerde oturan ailelerden kaç tanesi birbirini ne kadar tanıyor. Hatta komşuları tarafından kokudan rahatsız olup on gün sonra bulunan yaşlı haberlerini artık daha sık duymaya başladık.
İnsan yalnızlaşıyor. Anne-baba, baba-oğul, anne-kız birbiriyle konuşamıyor. Herkes kendi dünyasını kurmuş gidiyor. Baba televizyon başında haberleri seyrediyor. Anne diğer televizyonda dizilerini takip ediyor. Kız ise feysinde, tivitinde. Aynı çatı altında birbirimizden kopuk bir yaşantımız var. Dörtinsanın dört ayrı dünyası oluşmuş. Metroda, otobüsteinsanlarımız telefonlarını çıkarıp ya oyun oynuyorlar ya da kulaklıklarını takıp müzik dinliyorlar. Yanımızdaki insan bir soru sorsa, konuşmak istese bizlere zulüm geliyor. Aslında kalabalıklar içinde yalnızları oynuyoruz. Konuşamıyoruz. Konuşmak psikolojik bir terapidir. Konuşamadığımızdan ruhsal sorunlar artmıştır. Toplum olarak doğru yerde kullanmadığımız teknoloji bizi kültürümüzden ve birbirimizden uzaklaştırmıştır. Bugün en çok TV programı izleyen, telefon kullanan, internet başında sabahlayan ülkelerden biriyiz. Teknolojiyi doğru yerde kullanmıyoruz ve esiri oluyoruz.
Toplum olarak hep ?ah nerede o eski bayramlar? der dururuz. Kiminle konuşsak herkes ?eski bayramlar? der. Bu bayramlar Neden devam etmemiş? Neden gençler yaşamamış acaba.
Gençlerimiz akrabalarını tanımıyorlar, yaşlılara saygı kalmamış, gençler yaşlılara yer vermiyor. Otobüste şikâyetediyoruz, gençlik ne hale geldi, yaşlılara saygı kalmadı diye. Kendimize bir soralım bu gençler kimin çocukları? Bunlarıkim yetiştirdi? Bu gençler başka ülkeden gelmedi, Bu gençler bizim çocuklarımız. Bu gençleri biz yetiştirdik.
Güzel bir atasözümüz var ?Ne ekersen onu biçersin. ?Biz büyüklerimizden gördüklerimizi uygularsak, çocuklarımızda bunları görecek onlarda bayramları bizim gibi kutlayacaklardır. Geleneklerimize sahip çıkacaklar. Bizler eğer ki bayramları tatil gibi görür sahillere kaçarsak, evlatlarımızda bayramları tatil gibi görürler. Bizler yaşlanınca onlarda bizlerin elini öpmek yerine sahillere kaçarlar. Devir değişti diyorlar, bu ne biçim devir ki kültürümüzü de değerlerimizi de yok ediyor. Toplum olarak biz nasıl bu hale geldik kendimize bir soralım.
Aşırı özgürlüğün kötü sonuçlarını şimdilerde görmeye başladık. – Sosyolojik değişimler toplumun yapısını da etkiliyor. – Mesela bir dönem insanlar nikâh karşıtı birlikteliklere özendirildi. Okullarda öğrencilere dur, sus, yapma demek sistem dışına itildi. Öğrenci istediğini yapsın. Yeter ki bu sırada yetenekleri ortaya çıksın. Çocuklara iç denetimi öğretmediler. Arzuları serbest bırakmak, bencilliğe dönüştü. Hatta canavar çocuklar ortaya çıktı. Bireysellik, beraberinde mutsuzluğu ve depresyonu getirdi. – İçinde bulunduğumuz durum sizce modernizmin bir sonucu mu? – Modernizmin değil de, modernizm ile beraber değerlerin kayboluyor olmasının bir sonucu. Küçük bir çocuğa her istediğini yapmak senin hakkındır deniyor. Ardından gelen küçücük bir hayır, daha önce yaptıklarınızı unutturuyor ve sizi bir anda kötü yapıyor. Sınır bilmiyor, hep almayı biliyor. Böylece ileride bencil bir kişilik ortaya çıkıyor. Oysamodernizmin getirdiği kazanımlar korunarak, manevi değerlerin birleşmesi lazım.
Modern hayat, insanları tüketerek mutlu etmeye yöneltti. İnsanlar çılgınlar gibi harcayarak, alarak mutlu olmaya başladı. İnsanlar egosunu besleyen zevklerin peşinden koşmaya başlayınca mutluluğu yakalayamadılar. Modernizmin mutluluk tanımlaması yanlış. Bu tanımda somut değil soyut şeyler olmalıdır. İnsanlar bugün para kazanmak için derin düşünüyor ama, kendi iç zenginliğini derin düşünmüyor.
