Düşünce Zaafiyetlerimiz

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ülkemizde son dönemde genç kesimde dinden uzaklaşma eğiliminin güçlendiği, deizm ve ateizm gibi felsefi akımlara kapılanların sayısında ciddi artışlar olduğu görülmektedir. Öncelikle teşhisi doğru koymamız gerekiyor. Ülkemizde son iki yüz yıldır artan ivme ile devam eden laikleşme hızı, dijital devrimle doruğa ulaşmıştır. İnternet üzerinden pompalanan her tür bilgi sistematik bir propaganda aracı kılınarak çok hızlı bir şekilde kitleleri etkisi altına almayı başarmıştır.

Deist ve ateist gibi kimlikler laikleşme serüveninin ortaya çıkardığı sonuçlardır. Tartışılması gereken ana sorun laikleşmedir. Laikleşme ile hesaplaşamayan ya da hesaplaşmadan yenik çıkan batının yaşadığı travmanın benzerini İslam dünyası yaşamaya başlamıştır. Hem düşünce, hem de eylem planında gösterdiğimiz zaafiyetleri gideremediğimiz sürece hastalık büyüyerek tüm gövdeyi saracaktır.

İslam düşüncesi, modernizmin ağına düşmeden yeniden ihya edilmelidir. Vahiy-akıl bütünleşmesini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek zorundayız. Aklı putlaştıran akılcılığı ve aklı hafife alan sezgiciliği aşan bir düşünce sistematiğini inşa edecek çabalara ihtiyacımız var. 1990´lu yıllarda Turan Dursun tarafından yayınlanan ?İşte Din Bu? isimli iki kitaplık seriyi hatırlamaya çalışalım. Turan Dursun´un sonradan ateist olan eski bir müftü olduğu unutmayalım. Bu kitaplarda özellikle problemli hadisler kaynak gösterilerek İslam dininin karalandığına şahit olduk. Bir örnek verelim: Başlık ?Şehvetperest Peygamber? olarak atılmış ve altına Buhari´den bir hadis delil olarak konulmuş. Söz konusu hadisi okuyan ve tüm hadisleri İslam düşüncesinin sütunları olarak gören/bilen her insan dehşete düşer, İslam ile ilgili şüphelere gark olur.

Bugün dijital Turan Dursunların internet üzerinden her eve, her gence ulaşarak şüpheyi, fesadı yaydıkları bir süreci yaşıyoruz. Kendi düşüncemizi, kendi pratiğimizi sorgulamadan, sadece fesadı/şüpheyi yayanları karalayarak sorunu asla çözemeyiz. Batı aydınlanmasının aklı ve bilimi putlaştırarak bilginin yegane kaynağı olarak ilan ettiği ve dini protestanlaştırdığı sürecin İslam coğrafyasındaki yansımaları da yaşadığımız bir diğer zaafiyet .

İslam dininin maneviyat, duygu yönünü yok sayan, Kur´an´ın toplum düzenine dair tezlerini batı aklı çerçevesinde revize etmek isteyen modernist bir anlayış ile yüzleşiyoruz. Bu kesimler Kur´an´ın muhkem hükümlerinin bir kısmını zaman ve mekana mahkum ederek dinin sabite alanını daraltmanın mücadelesini veriyorlar. Adeta dinin kamusal alandan geri çekilmesine öncülük yapıyorlar. İslam düşüncesinin temel ilkeleri üzerine yürütülen tartışmalar insanların kafasını karıştırmakta; her türlü yoruma açık, net olmayan ilkeler üzerine kurulu bir din anlayışı insanları cezbetmek yerine dinden uzaklaştırmaktadır. Müslümanların yaşadıkları hayat ile dinin temelleri arasındaki makas her geçen gün daha çok açılıyor. Söylem/eylem tutarsızlığı Müslümanların en önemli zaafiyetini oluşturuyor. Liberal ahlak bireyden aileye, aileden topluma, toplumdan yönetime her alana hakim olmuş durumda…

Söylem bazında İslam ahlakından dem vuran dindar kesim, eylem bazında haz ve çıkar eksenli liberal ahlakı baştacı yapmıştır. Aileler çocuklarını iyi bir Müslüman şahsiyet olarak yetiştirmeyi önceleyeceklerine, dünyevi geleceklerini garanti altına alacak planları ve uygulamaları birincil hedef kılmışlardır. Yani ahiret merkezli bir yaşam felsefesi yerine servet ve statü merkezli bir yaşam felsefesini tercih ediyorlar. Yeni nesiller; Allah´a karşı sorumluluk bilincinden yoksun, değerler sistemi iğdiş edilmiş melez bir kimliği kuşanıyorlar.

Ahlaki altyapısı çökmüş İslam toplumları örnek oluşturamıyor. Adalet, dürüstlük, eminlik gibi temel erdemler ayaklar altında? Herhangi bir mezhep ya da meşrebe tabi olmamız bu

olumsuzluğu gideremiyor. İkiyüzlülükle, sömürü ile, dökülen kan ve gözyaşının müsebbibi olmakla suçladığımız batı ülkelerine göç etmek için her türlü riski göze alan milyonlarca Müslümanın tercihini ne ile açıklayabiliriz?

Adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk gibi ahlaksızlıkların normalleştiği bir toplum düzenine itiraz etmeyen kanaat önderleri ve dindarlar ne ölçüde hakkı temsil edebilirler?

Hakikat ile yüzleşmek zorundayız. Bu ülkenin dindarları ve kanaat önderleri gerek bireysel, gerek toplumsal, gerekse toplum düzeni bağlamında örnek duruş sergilemiyorlar. İslami bir duruş yerine, liberal ahlakın öne çıktığı sağcı-muhafazakar bir duruşu tercih ediyorlar. Sağcı-muhafazakar kimlik melez bir kimliktir. Bu kimliğin tekabül ettiği değerler sistemi ciddi manada problemlidir.

Bugün özellikle genç kesimde yüzleştiğimiz sapmaların en temel nedeni tam da budur. Kendisiyle hesaplaşmayan dindar kesim ve kanaat önderlerinin bu sapmayı engelleme şansı yoktur.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!