Camide Laptoplu Sunum

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İlk bakışta bu büyük bir gelişme olarak görülebilir. Modern hayata uygunluk vs. Ancak işin esasına bakarsanız bu aslında ülkemizde vaaz kültürünün kayboluşudur.

Din bir şey hakkında hüküm vereceği zaman helal-haram zaviyesinden bakar ve hükmünü verir. Efâl-i mükellefin denilen şey de budur. Din bu kavramlarını kaybettiği anda din olmaktan çıkar başka bir şey olur. Bundan dolayı, bir vaiz, bir imam-hatip,  ?İslam böyle şeylere karşıdır. Dinimiz böyle davranışları hoş görmez? gibi bir cümle kuramaz, hüküm cümlesini böyle inşa edemez. Böyle demekle hocalar ağızlarını her açtıklarında şu haramdır, bu helaldir, desinler demiyoruz. Mekruh, tahrimen mekruh, tenzihen mekruh, mubah, müstehap desinler diyoruz. ?Adam öldürmek ayıp bir şey? diye bir fıkhi hüküm yok. İslam/Kur´an bunun için bir hüküm vermiştir. ?Adam öldürmek haramdır ve büyük günahtır.? O kadar. Bundan dolayı dini ifade harama haram, mekruha mekruh, farza farz demek mecburiyetindedir. Ancak döneme göre bu ifadelerin oldukça steril hâle getirildiğini ve dönemin havasına uyulduğunu görüyoruz. Özellikle askeri darbelere geçiş ve darbe döneminden hemen sonra. Cemil Meriç´in ifadesi ile ?kamus, namustur? ve kesinlikle korunmalıdır.

Şair ve yazar arkadaşımız Kamil Yeşil´in yaptığı bir tespiti burada size aktarmak istiyorum. ; Vaizin sön cümlesi şöyle idi:  Gençlik, tabiri caizse bir milletin Merkez Bankasıdır. Bir milletin Merkez Bankası milletin parasını çarçur eder mi? Etmez, öyleyse gençliğin değerini bilmeliyiz. Hoca duymadı ama benim yanımda oturan cemaatten birkaç kişi, Eder, ediyorlar da dedi. Demek istediğini bir türlü diyemeyen bir söylem örneğidir bu. Bu sözü söyleyen kişinin dil, kültür ve zihniyet dünyası kapitalist düşünce tarafından belirlenmiştir. Çünkü ifadenin gramatik ayrımı böyle diyor. Hoca böyle demekle siyasi bir tartışma açıyor, bir. Ölçüt olarak parayı alıyor, iki. Mukayese edilenler arasında illiyet yok, üç. Şöyle izah edelim: Bir hoca konusunu anlatırken ?Bu işin sevabı-günahı sana aittir.? demek varken bir tüccar gibi ?Bu işin kârı-zararı sana aittir? veya bir bilim adamı gibi  ?Bu işin pozitifi-negatifi, eksisi-artısı sana ait.? diye konuşursa orada büyük bir problem vardır. Dikkat derseniz aynı şeyi söylüyormuşuz gibi bir intiba var ama kesinlikle aynı şeyden söz etmiyor bu cümleler. Kimse diğerinden rol çalarak kendi meselesini başka bir yerden terim (ç)alarak tam olarak anlatamaz. Kim ki gençliği merkez bankasına benzetmiştir, onun şuur altında para, kapital vardır ve bu dil, din dili değildir, seküler, profan bir dildir. Kim ki gençliğe ?sermaye? demiştir, o adamın zihniyet dünyasında Marksizmin izleri vardır. Din adamı gençlik için olsa olsa ?nimet?tir, ?emanet?tir der ve demek zorundadır.

Ne oldu bu Diyanet camiasına ,  bu konuyu ele alırken Gençlik yıllarımda ki  ünlü vaizlar aklıma geldi.   Feyzullah Değerli,  Tahir Büyükkörükçü, Timurtaş Uçar, Abdullah Büyük vaazlarıyla temayüz eden hocalardı. Kendilerine ait bir üslubu vardı hepsinin. Fakat dinin içinden ve ilmî konuşuyorlardı ve konuşurken kelimelere can-kan veriyorlardı. Bundan dolayı etkili idiler. Bir de bugüne bakıyorum. Kürsüdeki hoca, vaiz, konuşmuyor da bir makaleyi seslendiriyor gibi konuşuyor. İfadeler Türkçe, kurallı cümlelerden meydana geliyor. Nedir? Şarkıdaki gibi, ?Onun arabası var, güzel mi güzel / Maalesef ruhu yok.? Dahası var. Zamanın insanlarına zamanın dili ile değil, vasıtaları ile de hitap etmek gerekir anlayışı ile camide laptopunu açarak vaaz yerine sunum yapan hocaları da görmek mümkün.

Zamanın ruhu denilen şey bu olmalı. Her dönemin kendine özgü yetiştirdiği kimseler var ve onlar yaşadıkları zamana mühür vurmuşlardır. Siz 2000´li yıllara mührünü vuran bir vaiz var mı ?   Bu kadar imkana rağmen neden artık bir Tahir Büyükkörükçü yok. Bu kürsüler bu minberler neden bu kadar ruhsuz? Bir Cuma vaazını veya hutbesini dinlemek varken cami cemaati o esnada neden cep telefonu ile meşgul olur? Bunu sadece cemaate bağlamamak kendini dinletemeyen hocaya da bakmak lazım değil mi?  

Son söz olarak şunu diyeceğim. Kamil Yeşil hocamın dediği gibi, Aslında Türk milletinin hocası, idealdeki hoca tipi Nasreddin Hoca´dır. Ben buna Mehmet Akif´i de ekliyorum. Diyanet bu tiplemelerden yeni bir portre üretmelidir. Evet, hocalar dini, dini ilimleri çok iyi bilmeli. Ama bir o kadar da dil, kültür ilişkisi ve zihniyetin dile olan etkisini de bilmeli ve ona göre konuşmalı. Bir hastalıktan bahsederken kendini doktor yerine koyup ahkâm kesmemeli, ?Doktorlar şöyle diyor? diye bir cümle kurabilmeli. Konu zekât, sadaka, yardımlaşma ise ?Ekonomistlerin görüşü şu ? diyebilmeli ve fakat ?dinimiz, kitabımız, sünnet ve âlimlerimiz de bu konuda şunları söylüyor? deyip i´lerin üzerine noktasını koymalı ve şairin dediği gibi ?ekmeğe ekmek, şaraba şarap? demeli. Din dili ile konuşmalıdır.

 

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Öğle Bülteni 21 Ekim 2026 öğle Haber Bülteni
Giriş Yap

Aksaray Haberci ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!