Samimiyetsizlik, modern çağın getirdiği bir hastalık. İnsan bu hastalığa yakalandığında ilkin kendine olan saygısını yitiriyor, ilkelerini ayaklar altına alıyor ve kendi düşüncelerine ihanet etmeyi seçiyor. Kendine saygısı olmayan, düşüncelerini samimiyetle savunmayan, sokağa adımını atar atmaz maskelerini yüzüne geçirip olduğunun dışında bir şekle giren, söylediği ile yaptığı birbirinin tam tersi olan bir kuşak yetişti. Dünyayı ele geçirdi bu samimiyetsiz kuşak, insanlığı yıkıma götürdü, insanlar arası ilişkiler insanlık dışı bir hale geldi, yaşamak için kötü olmak kaçınılmaz bir durummuş gibi kendini dayatmaya, iyi olan iyiye ait ne varsa yok edilmeye başladı. Samimi olmaya, anlam dünyasında arayışlarına karşılık bulmaya çalışanlar garipsenmeye, ikiyüzlü çıkarcılar toplumun gözdesi haline gelmeye, düşüncelerini açıklamaktan, düşündüğü gibi yaşamaktan çekinmeyen insanlar ise tehlikeli varlıklar olarak görülmeye başlandı.Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde ?´Din, samimiyettir´´ diyerek samimiyetin önemine vurgu yapmış ve İslâm´ın temel taşlarından olduğunu belirtmiştir.
?Vitrinde Olmak? , samimiyetsizliği, gerçekliğin ve içtenliğin kaybolmasınıanlatan en güzel ifadedir. ?Vitrinde olmaz isen satış şansın yoktur?, dış görünüşün aslında hayatta ne kadar önemli bir etken olduğundan bahsetmektedir. İnsanlık artık gerçeklikten uzak bir hale gelmeye başlamıştır. İnsanlar kendilerini üstün kılmak, güçlerini göstermek için kendilerini farklı göstermeye çalışmaya başlamışlardır. Arkadaşlık ilişkileri, bunların hepsi çıkar üzerine kurulu olmaya başladı ve insanlar gerçek duygularını kaybetmeye başladılar, çünkü insanların arasında bir yarış var artık. Kim daha üstün, kimin daha çok mal varlığı var, kim daha marka giyiniyor vs. Bu samimiyetsizlik teknolojinin gelişmesiyle birlikte artmaya başlamıştır. Görsel medyada markaların reklamları, resim paylaşılan sayfalarda modellerin resimleri, araba resimleri, pahalı kıyafetlerin resimleri, insanlar bunlara hep imrenmekte ve çoğunluk sosyal medyada gördüklerini kendileri de yaşamak istemeye başlamaktadır. Genellikle biz artık başka insanlarda zekâ veya kalite aramıyoruz, sadece dış görünüşe bağlı ilişkiler kuruluyor artık, kim daha marka giyiniyorsa, kim daha lüks arabalara biniyorsa o insan hep kazanıyor.
İlişkiler artık böyle ilerliyor. Acı ama doğru, insanlar kendilerini beğendirmek için eskisinden kat kat daha uğraş veriyor artık. Arkadaş çevresini de seçerken artık çok daha dikkat olunması lazım, çünkü eğer siz kaliteliyseniz, paranız varsa daha çok arkadaşınız olur ama o arkadaşlar gerçek olmaz, çünkü o arkadaşlar sizinle paranız için takılır, daha yüksek kesimde bulunabilmek için veya daha elit gözükebilmek için. Ama o yalancı arkadaş suratınıza gülümser, sizinle bulunur, yanınızdaymış gibi gözükür ancak vakti geldiğinde yanınızda yoktur o, zor gününüzde yanında bulunmaz çünkü o iyi arkadaş maskesinin arkasında sadece çıkarcı birisi vardır.
Günümüzde kendini göstermek, bir numaralı ihtiyaç gibidir, eğer kendimizi göstermezsek toplumda bir yerimiz olmaz diye düşünülmektedir. Çünkü insanların önem verdiği şey dış görünüş, insanlara göre dış görünüşümüz ne ise bizde oyuz. İnsanlar eşyaları vitrindeki güzelliğinden görüp mağazadan alır, bizim de vitrinde olabilmemiz için bizimle aynı depoda olan eşyadan farklılık yaratıp kendimizi tozlu, kirli, göstermek yerine parlak, temiz ve kaliteli göstermeliyiz ki satılalım. Ancak bizimde depodaki diğer eşyalardan farkımız yok, sadece görünüşümüz diğerlerinden daha güzel. Hepimiz aslında içimizde aynıyız, ama görünüşümüz her şeyin belirleyicisidir aslında. Kimsenin bir farkı yoktur. Toplumda iki insan görürsünüz, birisi çok kaliteli giyinmiş, kaliteli bir arabadan inmiş orada duruyordur, ancak onunla oturupiki siyaset konuşmaya çalışır veya güncel bir konudan bahsedersiniz, ağzını bile açamaz, kültürsüzdür ve saçma sapan konuşmaktan başka bir şey yapmaz. Öte yanda da pejmürde giyinmiş bir adam görürsünüz, tipsiz, fakir görünen bir adamdır bu, ancak oturup sohbet edersiniz ki o yanındaki kaliteli görünen adamı sözleriyle yıkabilir. Önemli olan insanın özüdür, içinin ne kadar dolu olduğudur, konuşmasının kalitesidir, dış görünüşünün kalitesi değil. Bu ayrımı yapamayan insan zaten insanlığı kaybetmiştir.
