Menü Aksaray Haberci |aksaray haber I aksaray haberleri | son dakika aksarayhaberleri |aksarayhaberci |aksaray güncel |agacoren |ortakoy | sarıyahsi |guzelyurt |gulagac |eskil | sultanhani |aksaray 68I68 I Aksarayhaber68
Rasim Gül

Rasim Gül

Tarih: 24.12.2022 07:58

YARGIDA, SİCİLİMİZ BOZUK

Facebook Twitter Linked-in

Ülkemizde, bilim adamlarının, siyasetçilerin, vatan, millet, hürriyet, bağımsız ve milliyetçi Türkiye diyenlerin, samimi inananların binlercesinin başına gelenlerden bahsetmek ciltler dolusu kitap olur. Baskıyla verilen, yargı kararının adaletle uzaktan yakından ilgisinin olmadığına örnekler vererek, yargıda sicilimizin bozuk olduğunu ifade etmektir.

Amacımız yaraları kanatmak değil ders alınmasını ve tekrarlanmamasını istemektir. Kimseyi yüceltmek ve aşağılamak da değil. Tarihi gerçekleri hatırlatmak ve ders alınmasını istemek. Ders alınmadığı takdirde yargı sicilimizi düzeltmemizin mümkün olmayacağını anlatmaktır. Halkımızın ve gençliğimizin, Adalet ve yargı duygularının batı standartlarından 200 yıl geride olduğunu görmek elbette acıdır. Dünya’nın adaletsizlikle anılan ülkesi olmayı sindirmek hiçte kolay değildir.

Cumhuriyetin 100. yılında, anayasa ve kanunlar hiçbir zaman gereği gibi uygulanmadı. Adaletin yerine getirilmesini yargı sağlayamadı. İktidardaki siyasi irade, askeri irade veya sair güçler yargıyı etkilediler. Yargı mensupları olan hâkim ve savcıların ehliyet ve liyakat sahibi olmaları önemsenmedi.

Yargının alt yapısı bir türlü yeterli hale getirilmedi. Osmanlı’nın, son yıllarda kadıları ne kadar cahilse, hukuk ve adalet inancından ne kadar uzaksa Cumhuriyet döneminin bir kısım yargıç ve savcıları da aynıdır. Yargıç ve savcıların bir kısmı, irfanlarını ve vicdanlarını gücün emrine verdiler. Veya siyasi görüşlerinin etkisi altında kalarak adaleti katlettiler.

Devlet ve Millet, Adaleti yerine getiren yargı varsa var olmaya devam eder. Yargı yaralıysa devlette, millette, devlette yaralıdır. Yargının yanlış kararları, devlet ve milletti bitirir. Hiçbir gelişmişlik adalet olmadan devleti ve milleti ayakta tutamaz. Dolaysıyla halkın adaleti koruması, sahip çıkması şarttır. Türk halkı ADALET ve YARGIYI koruma bilincinden çok uzak olduğu için, güç sahipleri yer yer çıkarları doğrultusunda adalete ve yargıya hükmediyorlar.

Gençliğe gelince, ADALET duygusunu, hak arama ve hakka saygı inancını, 1980 ihtilal mahkemeleri ile Fetö ’nun savcı ve hâkimleri yok etti. Yargı mensuplarının yetersizliği, iktidar ve güçlünün talimatıyla karar verilmeleri, yargıya güveni tamamen yok etti. Dolaysıyla adalet ve hak arama duyguları yıllardır yerlerde sürünüyor. 75-80 yılda uygulanan yargı kararlarına örnekler vererek anlatmak istiyoruz.

KAZIM KARABEKİR ( 1882-1948):

Asker, siyasetçi, ‘’Alçıtepe Kahramanı’’, Kurtuluş Savaşını başlatan komutanların en önünde yer alan, Doğu Cephesinde başarılarından dolayı; ‘’Kırmızı Yeşil Şeritli’’ İstiklal Madalyası sahibi.  Haziran 1926 yılında Atatürk’e düzenlenen İzmir Suikastı girişimi ile ilgili tutuklandı. İstiklal Mahkemesinde İDAMLA yargılandı ve berat etti. Aynı mahkemede, Osmanlı’da Maarif Nazırlığı yapan, Askeri Tıbbiye İdadisi, Mekteb-i Tıbbiyey-i şahane, Sorbonne Üniversitesi mezunu, Dr. Nazım Bey’de yargılandı, suç delili bulunamadı ama asıldı.

PROF.DR. ZEKİ VELİDİ TOGAN ( 1890-1970):

1944 yılında görülen Irkçılık-Turancılık davasının sanıkları arasına katıldı. Önce Emniyet Müdürlüğünün en iyi odalarından birine misafir ettiler.  4 numaralı hücrede bir oda ve karyola vardı. Ancak oda yatılamayacak kadar pisti. Yatakta kum gibi bit kaynıyordu.  Togan, bu yatağa uzanmadı. Sabaha kadar tam 450 biti öldürerek duvara yapıştırarak sabahladı.

 Prof. Dr. Zeki Velidi Togan’ın suçu: 1. Gizli Cemiyet Kurmak, 2. İş başındaki Cumhuriyet Hükumetini devirmeye çalışmak, 3. Türkiye’nin, Almanların yanında yer almasını sağlayarak, İkinci Dünya Harbine sokmak. 

Cezaevinde 1.5 yıl çile çekip, zulüm gördükten sonra, mahkeme huzuruna çıkarılan, Togan’a 10 yıl ağır hapis, 4 yıl sürgün cezası verildi. Türk Tarihçisi, 1914-1915 de Moskova Parlamentosu olan DUMA da, Ufa İli Müslümanlarının temsilcisi oldu.

1917’de Rusya Kurucu Meclis Üyesi, aynı zamanda Başkurdistan Cumhuriyeti Harbiye vekili, 1919-1920’de Başkurdistan Devlet Başkanı. Rusya yöneticileriyle arası açılınca, Türkistan’a geçerek buradaki bağımsızlık mücadelesine katıldı. 1925’de Türkiye’ye davet edilerek, İstanbul Üniversitesinde tarih hocalığı verildi.           

ORHAN ŞAİK GÖKYAY

1944 yılında Başbakan Şükrü Saracoğlu Meclis kürsüsünden: ‘’ Biz Türk’üz! Türkçüyüz’ Türkçülük bizim için bir kan meselesi olduğu kadar, bir irfan yani kültür meselesidir’ diyor. Başbakanın bu açıklaması üzerine Hüseyin Nihal Atsız, çıkarmakta olduğu ORHUN dergisinde, Başbakana iki açık mektup yayınlıyor. O tarihlerde bir edebiyat öğretmeninin başbakana açık mektup yazması olacak işlerden olamazdı. Mektupta, ‘’ Sayın Başbakan siz Türkçü olduğunuzu söylüyorsunuz ama şu, fakültelerde şu, adamlar komünizm propagandası yapıyor. Türklüğümüzün, milli birliğimizin köklerini kemiriyorlar. ’diyor.

Nihal Atsız’ın yakın arkadaşı olan, Vatan Şairi Orhan Şaik Gökyay, Atsıza mektup yazarak; ‘’ Aman Nihal çok dikkatli ol. Yanlış yapıyorsun! Yapma! Başbakana böyle açık mektuplar yazma! Tutar seni kapının önüne koyarlar, Çoluğuna, çocuğuna yazık olur. Unutma ki senin başına gelecek bir bela, yakın arkadaşlarını da çok üzecektir. Aman Nihal dikkatli ol…’’ Gökyay’ın mektupları, aramada Atsızın evinde çıkıyor ve Gökyay tutuklanıyor.

1944 yılında ‘’ Vatana İhanet’’ suçlamasıyla Sıkı Yönetim Mahkemesinde yargılanan Orhan Şaik Gökyay, mahkeme sonuçlana na kadar 18 ay hapishanede, işkence görerek yatıyor. Gökyay’ın suçu; Hüseyin Nihal Atsız’ın yakın arkadaşı olması ve atsıza yazdığı iki mektubun, Atsızın evinde yapılan aramada bulunması. 

YAASIADA YARGI REZALETİ:

1960 İhtilalcilerinin Yassıada da kurduğu emirle karar veren sözde mahkemede ve sözde savcı ve hâkimlerin, idamına karar

Verdiği, 10 yıl Başbakanlık yapan Adnan Menderes, 10 yıl Cumhurbaşkanlığı yapan Celal Bayar, Refik Koraltan, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Emin Kalafat, Agâh Erozan,  Ahmet Hamdi Sancar, Bahadır Dülger, Baha Akşit, İbrahim Kirazoğlu, Nusret Kirişçioğlu, Zeki Erataman, Osman Kavrakoğlu ve Genel Kurmay Başkanı Rüştü Erdelhun. Menderes, Zorlu ve Polatkan’ı astılar, diğerlerinin idamını, müebbete çevirdiler.

MUSTAFA RÜŞTÜ ERDELHUN, (1894- 1983)

Kırmızı şeritli İstiklal Madalyalı, Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay başkanı. Tokyo, Roma ve Londra Askeri Ataşeliklerinde görev yapan, İngilizce, Fransızca, Japonca, Almanca, Arapça ve Rusça bilen, orduyu siyasetin dışında tutmaya çalışan, Türk Genel Kurmay Başkanı.

23 Ağustos 1958’de Genel Kurmay Başkanlığına atanıyor. 27 Mayıs Askeri Cuntacıların ihtilalin başına geçme isteklerini reddettiği için 27 Mayıs 1969 İhtilalinden sonra 3 Haziran 1960 tarihinde emekliye sevk edildi. Sonra tutuklandı, Yassıada Mahkemesinde yargılandı ve idama mahkûm edildi. Sora cezası ömür boyu hapse çevrildi. Kayseri Cezaevinde 14 yıl cezasını çeken Mustafa Rüştü Erdelhun, 1964 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından affedildi.

1980 İHTİLALCİLERİNİN KURDUĞU, SÖZDE MAHKEMELRİ:

15 soldan, 8 sağdan gencin idam kararını verdi ve 23 genç asıldı. Cezaevlerinde yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetti. 1.683.000 kişi fişlendi. Yaşadıkları sürece aslı olmayan sicil hep karşılarına çıktı

ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ:

5 Ağustos 2013’de İstanbul 13’üncüm Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanan Ergenekon Davasında ‘’DARBEYE TEŞEBBÜS’’ ve ‘’TERÖR ÖRGÜTÜ YÖNETİCİLİĞİ’’ nden Müebbet Hapis Cezasına çarptırılan Orgeneral İlker Başbuğ, İstanbul nöbetçi 20. Ağır Ceza Mahkemesi tahliye kararı verince, Silivri Cezaevinden tahliye edildi.

Başbuğ 26 ay tutuklu kaldı, tahliye olunca ‘’ Bugün benim serbest bırakılmam bir başlangıçtır. Bütün kalbimle inanıyorum ki Silivri’de, Hasdal’da, Sincan’da, Maltepe’de benim gibi suçsuz bulunan arkadaşlarımda en kısa zamanda hürriyetlerine kavuşacaklardır.’’

Türk Devletinin iki Genel Kurmay Başkanı, teröristlikle, hükumeti devirmek ve devleti yıkmakla suçlanıyor. İdamla yargılanıyor. Akledene bu utanç yeterde artar. Bunlar milattan önce olmuyor, 56 yıl içinde oluyor. 2022 yılının son ayında suçları bile henüz tespit edilmemiş yüzlerce kişi cezaevlerinde çile çekiyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti mensupları bütün bunları biliyorlar mı? Elbette biliyorlar. 100 yıldır, yargının ve adaletin mülkün ve devletin temeli olduğunu da biliyorlar mı? Elbette biliyorlar. O zaman neden çare bulmuyorlar, neden sadece laf üretiyorlar? Neden yargıdaki bozuk sicilimizi, düzeltmiyorlar? Neden halkın yargıya güvenini sağlamıyorlar

 HAYROLA, MUVAFFAK OLA, MUZAFFER OLA.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —