Menü Aksaray Haberci |aksaray haber I aksaray haberleri | son dakika aksarayhaberleri |aksarayhaberci |aksaray güncel |agacoren |ortakoy | sarıyahsi |guzelyurt |gulagac |eskil | sultanhani |aksaray 68I68 I Aksarayhaber68
Rasim Gül

Rasim Gül

Tarih: 21.12.2022 07:52

TÜRKİYE’DE TARİH, NEDEN TEKERRÜR EDER?

Facebook Twitter Linked-in

 Türkiye’de tarih neden, sık tekerrür eder? Elbette ders alınmadığı ve pişman olunmadığı ve vicdan azabı duyulmadığı için. Kibir, kin, çekememezlik ve korkaklık, insan olunmasını ve sorumluluğu engelliyor. İnsanlar, diğer insanlara işkence, zulüm ve iftira yapılırken etkilenmiyor susuyorsa hatta mutlu oluyorsa maazallah insanlıktan çıkmış, korkunç bir düşman haline gelmiştir.

Türkiye’de, 1946 ve 1950 genel seçimleri, 1960 İhtilali, 1961 Kalkışması, 1971 Muhtırası, 1980 İhtilali ve en son 2015 Kalkışması kader mi, sadar mı? Siyasetçilerin, gücü ele geçirme ve bırakmama hastalığı mı? Dış güçlerin ve yerli hainlerin, yöneticilerin zaaflarından faydalanması mı?

Cumhuriyet ve demokrasiye inançsızlık mı, Halkın iradesine saygısızlık mı? Ve Amerika’nın yazdığı İngiltere ve İsrail’in desteklediği, senaryonun Türkiye’de uygulanması mı? Yoksa Türkleri idare edenlerin egoizmi, cahilliği mi? Tarihi okumamaları veya tarihin işlerine gelmemesi mi?

Siyasetçilerin geçimsizliği, iç hainlerin ve dış güçlerin açık veya kapalı desteğiyle Cumhuriyetin son 70-80 yılında sular hiç durulmadı, halkın tamamının yüzü hiç gülmedi. Çünkü iktidarı ele geçirenler, karşılarındakilerin hak ve hukuklarını görmezden geldiler. Kendilerinden olanları kahraman, olmayanları hain ilan etmeyi alışkanlık haline getirdiler. Sonrada Milli Birlikten bahsettiler.

Kendilerinden olanları dürüst, olmayanları hırsız yerine koydular. Bir türlü Cumhuriyetin getirdiği vatandaşlık ve eşitlik ilkelerini görmek ve uygulamak işlerine gelmedi. Sadece Cumhuriyet ve demokrasinin faziletlerinden bahsettiler. Faziletleri uygulamayı ve hesap vermeyi düşünmediler. 

100 yıldır iktidar ve muhalefet kavgası hiç bitmedi. Okumuşların büyük bir kısmı hasta olan Türk kültürünün, hastalığına yakalanmaktan kurtulamadılar. Dolaysıyla Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan 85 milyonu, Dünyada yaşayan 400 milyon Türkü ve 2 milyara yakın Müslümanın, birliğe ve kurtuluşa ihtiyacı olduğunu, görecek göze ve ruha sahip olamadılar.

Ülkelerin gelişmesi, kalkınması, teknolojiyi, çağı, Dünya gidişatını ve dengelerini yakalaması, düzenli, istikrarlı, süreklilik arzeden demokratik rejimler ve yönetimlerle oluyor. Türkiye’de bu durum iniş çıkışlarla devam ediyor. Devleti yönetenler, enerjilerinin yarısını hizmete, diğer yarısını kavga ve hesaplaşmaya ayırıyorlar. Dolaysıyla bazen hizmet önde bazen kavga önde devam ediyor. Sonuçta, millet ciddi bedel ödüyor.

Türkiye çok partili demokratik sisteme 1946 yılında geçince, kavga ve hesaplaşma su yüzüne çıktı. Gittikçe de sertleşti. İmparatorluk dönemindeki kavgalar, Cumhuriyetin kuruluşuyla biteceği yerde tam tersi arttı. 1946’da şaibeli bir genel seçimden sonra iktidar- muhalefet kavgası, gereksiz ve tehlikeli noktaya geldi. İktidarın ve muhalefetin hataları bitmek bilmedi. Birinin ak dediğine diğeri kara dedi.

1950 Genel Seçimlerinde Demokrat Parti çoğunluğu alıp, Celal Bayar’ı, Cumhurbaşkanı ve Adnan Menderes’i başbakan seçti. Menderes’in kurduğu hükumet, görevine başladı. Buraya kadar iyi ama işin aslı öyle değil. Atatürk’ün Başbakanı, sonra Cumhurbaşkanı, İsmet İnönü ile Atatürk’ün başbakanı Celal Bayar, daha evvelki husumetlerini dahada artırarak birbirinin yaptığı hiçbir işi beğenmediler.

Bu iki İttihat Terakkici ve Kuvayı Milliyeci el sıkışıp kucaklaşağı yerde, demokrasiyi ve serbest seçimleri içlerine sindiremediklerinden, hesaplaşmaya devam ettiler. Demokrat Parti, idarecileri muhalefete ve devletin kurumlarına önem vermedi. Muhalefette iktidara önem vermeyip devletin kurumlarını devamlı kışkırttı. Dolaysıyla halk ikiye bölündü, halkta konuşma bitti, düşmanlıklar ve tahrikler başladı.

Bu iki partinin her olayda çatışması, iftiraları suçlamaları havada uçuştu. Ortamı uygun bulan Amerika düğmeye bastı ve 1960 İhtilalini yaptırdı. Demokrat Parti iktidardan uzaklaştırıldı, bütün milletvekilleri, birçok il ve ilçe başkanları tutuklandı. Demokrat Parti kapatıldı, Başbakan Menderes ve iki bakan asılarak defter kapatılmak istendi. Ama olmadı defter kapanmadı, ancak kalkınma, büyüme ve gelişme en az 30-40 yıl kaybetti. Çok partili dönemde Türkiye, Milli Birlik ve kalkınma da birinci darbeyi yediği için bazıları ağladı, bazıları da kına yaktı.

Türkiye, 1965 Genel Seçimlerine kadar fetret devri yaşadı. 1965 Genel Seçimlerinde Adalet Partisi, Demokrat Partinin devamı olarak ciddi bir çoğunlukla seçimi kazandı. Partinin genel başkanı Süleyman Demirel Başbakan olarak hükumeti kurdu. Karşısında yine Cumhuriyet Halk Parti Lideri İsmet İnönü vardı. Demirel, hizmet etmeye çalışıyor ama Türkiye’nin kurumlarını, muhalefetin devlet kurumlarındaki gücünü, yeteri kadar göremiyor. 1971 Muhtırası ile Demirel Başbakanlıktan atılıyor.

1972’de Milli Şef İnönü’yü yenerek, Genel Başkan olan Bülent Ecevit işe çok hızlı başladı, Karaoğlan lakabıyla ciddi yol aldı. 1973 yılı Genel Seçimini kazanarak 1974’de hükumetini kurdu. 10 ay sonra istifa etti. Ecevit 1978 yılında ikinci defa başbakan olarak hükumeti kurdu.

Ne yazikki Ecevit-Demirel kavgası, Erbakan ve Türkeş’inde karışmasıyla daha yüksek seviyede devam etti. Hakaretlerin, iftiraların havada uçuştuğu, halkın ikiye bölündüğü ve Milli Birliğin ortadan kaybolduğu bir dönem başladı. Türkiye yine fetret devrine döndü. Günlük öldürülen gençlerin sayısı gündem oldu. Okullar, sokaklar, bölüşüldü, camiler ve kahvehaneler ayrıldı. Polis ve asker bölündü.

Bu fırsatı kaçırmayan Amerika yine düğmeye bastı, Ordu 1980’de ihtilal yaparak Başbakan Demirel’i iktidardan uzaklaştırdı. Liderleri içeri tıktı ve partileri kapattı. İktidar ve muhalefetteyken birbirinin elini sıkmayanlar hapishanelerde baya dost oldular. Türkiye harap olduktan, milyonlarca kişi zulüm gördükten ve binlerce genç öldürüldükten sonra, bu el sıkışma neye yaradı?

1950- 1960-1970-1980 ve 2015 yılları, ülkeyi yönetmeye çalışanlar ve muhalefettekiler tarafından ciddiye alınacak tarihlerdir. Aceba 2022’de ülkeyi yöneten iktidar ve iktidara gelme iddiasında olan muhalefet bu tarihi vakaları bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar, büyük kısmı bu tarihlerde yaşayanlardan oluşuyor.

O zaman şu soru akla geliyor, neden aynı kavgaları tekrar etmede inat ediyorlar? Zaten Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı adında ulusu ikiye böldükleri yetmiyor mu? Yahu sizler fani, Türk Milleti ve Devleti ebedi değil miydi? Milli Şef İnönü’ye, İstiklal harbinin Galip Hocası Bayar’a, 5 defa gidip-gelen Demirel’e, Karaoğlan Ecevit’e, Erbakan Hocaya ve Başbuğ Türkeş’e kalmayan koltuklar sizlere mi kalacak?

Erdoğan- Bahçeli ve Kılıçdaroğlu-Akşener kavgasının; İnönü-Bayar, Demirel, Türkeş-Ecevit kavgasından ne farkı var? Bunların kavgasının ülkeye yıllar kaybettirdiğini, binlerce gencin öldürüldüğünü, milyonların işkenceye uğradığını bilmiyorlar mı? Bilmemeleri mümkün olmadığına göre neden yapıyorlar. Yaptıkları halka yarar değil zarar verdiğine göre aceba kimin yararınadır? Hangi ülkeler ve hangi gruplar kına yakıyor?

   HAYROLA, MUVAFFAOK OLA, MUZAFFER OLA   

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —