İshak Pekgöz

Tarih: 11.01.2026 10:10

ÖVGÜNÜN GÖLGESİNDE

Facebook Twitter Linked-in

Değerli Okurlarım,
Yönetici, yalnızca makamın sağladığı yetkiyle değil; sorumluluk bilinci, eleştiriye açıklık ve ortak akılla anlam kazanır. Ancak kimi yöneticiler için süreç, övgünün cazibesine kapılmakla sınırlı kalabilir. Bu cazibe kısa vadede huzur verir gibi görünse de uzun vadede gerçeği perdeleyen bir yanılsamadır.
Takdir edilmek çoğu zaman bir güvenlik alanı gibi algılanır. Oysa bu alan, gerçeği saklayan bir perdeye dönüşebilir. Sürekli beğeni bekleyen yöneticiler, yüklendikleri sorumluluklarını görmezden gelebilir. Çünkü övgü her zaman samimiyetin değil, çıkar ilişkilerinin ürünü olabilir. “Herkes beni seviyor” yanılgısı çoğu kez çıkarların parıltısıyla beslenir.
Gerçek lider, eleştiriyi düşmanlık değil, yol gösterici bir ışık olarak görür. Elbette eleştiri, etik ilkeler ve yapıcı iletişim çerçevesinde dile getirilmelidir. Öz eleştiri yapan kişi, yalnızca eksikleri göstermekle kalmaz; aynı zamanda kurumun geleceğini korumaya yönelik bir çaba sergiler. Eleştiriyi reddeden yönetici ise hataların büyümesine ve gelişim sürecinin sekteye uğramasına zemin hazırlayabilir.
İstişare ise kararların meşruiyetini ve sağlamlığını pekiştiren temel bir süreçtir. Sorumluluk bilinci ise bu kararların sonuçlarını üstlenmeyi gerektirir. Benlik duygusuna kapılan, eleştiriyi reddeden ve övgünün sahte parıltısına sığınan yöneticiler, kurumun değil, kendi egosunun yükünü taşır. Bu noktada asıl soru şudur: Gerçekten takdir edilmek mi, yoksa alkışlarla yetinmek mi?
Değerli Okurlarım, yönetici övgünün cazibesine değil, sorumluluk bilincine yaslanmalıdır. Çünkü gerçek dost her durumda alkışlayan, öven değil; gerektiğinde uyaran kişidir. Liderlik, samimiyetin ve ortak aklın ışığında ortaya çıkar. Övgüyle büyülenenler günü kurtarır; sorumlulukla hareket edenler ise geleceği inşa eder.
Ne mutlu böyle yöneticilere.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —