Mustafa Avcı

Tarih: 01.03.2026 11:43

Anne ve Babaya Dair Bir Ömürlük Minnet

Facebook Twitter Linked-in

Bu gün çok eskilere gitmek istiyorum yaklaşık 60 yıl öncesine ! …

Eskiden köylerde mutfak ismini bilmez idik,OCAKLIK, yani ekmek ,yemek yapılan yer .

Ocaklıktan gelen tencere sesleri, saç, oklava, tahta sesleri ile içime dolan güveni hatırlıyorum. Gurbetten köye her dönüşümde beni saran o şefkatli kolları, başımı okşayan o merhametli eli… 

İnsan ömrü uzadıkça anlıyor ki, dünyada en büyük servet anne duası, baba gölgesidir.

Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmenizi emretti…” (İsrâ, 23)

Hayatın tam 65 yılını geride bırakırken, bu ilahî emrin ne kadar büyük bir nimet olduğunu daha iyi idrak ediyorum. Gençlikte fark edilmeyen fedakârlıklar, yaş ilerledikçe bir bir zihinde berraklaşıyor. Üşümesin diye çamaşırını ısıtan, banyodan sonra giysilerini sobanın yanında bekleten, yolunu gözleyen bir annenin yüreği… O yürek, sadece evladını değil, bütün dünyayı ısıtacak kadar geniştir.

Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

“Cennet annelerin ayakları altındadır.”

Bu müjdeyi düşündükçe, annemin her duasının aslında benim için bir cennet kapısı araladığını anlıyorum. 65 yıl boyunca attığım her adımda, o duanın bereketini hissettim.

Keşke sağ olaydı, Ekecik dağım gibisin dediğim, mahallemin güler yüzü, yüreği insan sevisiyle dolu olan babamdan söz etmeden bu satırlar eksik kalır. Herkesin babası kıymetlidir; fakat insanın kendi babası bir başkadır. O, sahip olduğu güzelliği gösterişe tercih etmeyen, hoşgörüyü şöhrete, sevdiklerini mala üstün tutmayan  bir adamdı. Disiplin adı altında korku değil, güven inşa etti. “Güveniyorum” derken gerçekten güvendi. Evlatlarını kontrol ederek değil, karakter inşa ederek yetiştirdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:

“Hiçbir baba, evladına güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.”

İşte ben, en büyük mirasımı böyle aldım. Ne makam ne mal… En büyük servetim; şefkatle muamele eden, beni kimseye muhtaç etmemek için çalışan bir babanın evladı olmanın gururunu yaşıyorum.

Bu satırları kaleme alırken, çocukluğumun sokakları gözümün önünden geçiyor. Soğuk kış sabahlarında içimi ısıtan soba, yaz akşamlarında mahalle aralarında yankılanan sesler, bayram sabahları anne-baba elini öpmenin verdiği huzur…

 Benim Köyüm sadece bir memleket değil; anne duasının, baba gölgesinin mekânıdır benim için.

65 yıllık ömrümde anladım ki; önemli olan ne kazandığım, ne kaybettiğimdir. Önemli olan; bana şefkatiyle yol gösteren Kaybettiğim babam ve hâlâ duasına muhtaç olduğum Kırmızı çizgim dediğim ANAM. 

Zaman geçiyor, ömür tükeniyor; fakat anne ve baba hayattayken insan kendini hâlâ çocuk hissediyor.

Rabbim, bizlere anne ve babalarımıza karşı “öf” bile dememeyi emreden ayetin şuuruyla yaşamayı nasip etsin. Onların hayatta olduğu her anı kıymet bilerek değerlendirmeyi, hayır dualarını almayı ve dualarımızda onları unutmamayı nasip etsin.

65 yaşıma adım attığım bu dünyada, Babayı erken yaşta kaybetme üzüntüsünü taa iliklerimde yaşamama rağmen,Hala ANA duası alabilmek benim için en büyük devlet ve en büyük şanstır…

Rabbime sonsuz şükürler olsun ki, hâlâ ANA duası alabiliyorum ve bunu düşündükçe huzur bulabiliyorum.

Allah bu Dünyadan Göçen ANA’lara ve BABA’lara Rahmetiyle muamele etsin, Sağ olanlara da hayırlı uzun ömür versin .AMİN


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —