Aksaray Nöbetçi Eczaneleri

Dr.İbrahim KUTLU


Medeniyet yoksunu Şehirler ve Müslüman

Medeniyet yoksunu Şehirler ve Müslüman


Müslüman, “Dünya ahiretin tarlasıdır.” hadisi doğrultusunda esas yurdumuz olan ahiret yurdu için dünyada hazırlık yapılmalı ve bunu yaparken dünya tarlasını kendimizden sonraki Müslümanlar hatta gayrimüslimler için verimli bir şekilde bırakmalıyız. Maddi kültür unsurlarımız arasında sayabileceğimiz cami, saray, han, hamam, köprü, kale, türbe gibi yapılar ve bu yapıların etrafında teşekkül etmiş bir yaşam formu olarak şehirler ve bu şehirlerin insana verdiği estetik denge; işte gelecek nesillere aktarmakla yükümlü olduğumuz unutmamalıyız.

Yağız Gönüler; “Şarkısı biten Şehir” kitabında da bu minval üzere yazıları bir araya getirmiş. “Mimari ve Şehircilik mimarlara bırakılamayacak kadar önemlidir” diyor bir yazısının başlığında. Bu başlık, bir rol çalmadan ziyade rolünü sahiplenmedir. Şehir, bir medeniyetin somut hâlidir. Şehirler; medeniyetin ürünleri olan kültürel unsurlarla süslenmiş bir yaşam formudur. Bu da bize, şehre sahip çıkmanın medeniyete sahip çıkmakla eşdeğer olduğunu söyler. Asırlık bir çınar bir meydanın yalnızca gölgesi değil, bizatihi ruhudur. Bir köprü karşıdan karşıya insanları geçirmekten öte manevi mirası asırlar ötesine taşır. Bir minareden yalnızca sabah ezanı yükselmez, Bilal-i Habeşî’nin hakikati de yükselir duyabilene. Bütün bunların mimariyle ilgisi nedir peki? Medeniyetimiz, ev üstüne ev inşa etmeyi insana saygısızlık addetmişken, camilerimiz şehrin kalbi olarak tasavvur edilirken, mezarlıklarımız şehirle iç içe yaşıyorken günümüz insanı apartman dairelerinde üst üste yaşamaya, camilerimiz, AVM’lerin bodrum katlarına sıkıştırılmaya ya da şehir dışında tepelerin doruğuna inşa edilmeye ve mezarlıklarımız gözden uzağa taşınmaya başladı. Medeniyetimiz, dünyayı bir tarla olarak tasavvur etmiş ve çalışmayı şiar edinmemizi öğütlemişti. Günümüz insanı ise dünyayı bir AVM olarak görüyor ve sadece almak ve tüketmek üzerine yaşıyor.

Yağız Gönüler, “Kafa Konforu İnsanı” tabirini kullanıyor günümüz insanı için. Uzaktan bakıldığında dinî ve tarihî değerlere karşı hassasiyeti olan bu insanlar dünyevî konforunu bırakmaya yanaşmaz ve sloganlar üzerinden bu hassasiyetlerini gösterir. Örneğin Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi için slogan atarken millî ve manevi değerlerine karşı duyarlı olan bu kafa konforu insanı, Ayasofya’nın arka sokağında sarhoş naralarının

duyulduğu ve fuhşun kol gezdiği gerçeği karşısında sessiz kalır. Siyasilerin müteahhitler eliyle şehri katletmeleri karşısında kafa konforu insanının tavrını şöyle açıklıyor Yağız Gönüler: “… O en çok arabasını park edeceği yeri, çocuğunun gitmek zorunda olduğu kreşin mevkiini ve yeni kazılar, tüneller, köprüler ve yollarla değerine değer katan evini ne zaman okutacağını düşünüyor. Konforuna konfor katacağı günleri…” İnsan olmak, samimiyetle mümkündür lakin samimiyet de Allah’ın lütfudur.

“Çeşmelerimizin ortadan kaybolması, asırlık camilerin yanına yüz katlık binaların inşa edilmesi, geleceğe taşıyacağımız tek ücretsiz miras olan doğayı köprüler ve yollar uğruna feda etmemiz Cansever’e göre de (Bilge Mimar Turgut Cansever) ‘hesap günü’ işimizi oldukça zorlaştıracak.” diyor Gönüler bir başka yazıda. Bu hassasiyetin bize söylediği ise şehir, kültürel bilinç ve dinî yükümlülüktür. Sadettin Ökten. “İnsanın önce gözü alışıyor, sonra gönlü.” diyor. Günümüzün temel problemi alışmak. Dünyaya alışmanın ıstırabını şehirlerimizi ve şehirlerimiz yoluyla medeniyetimizi talan ederek atlatmaya çalışıyoruz.

  • BIST 100

    1.542%0,26
  • DOLAR

    7,5368% 0,34
  • EURO

    8,9870% -0,32
  • GRAM ALTIN

    411,32% 0,23
  • Ç. ALTIN

    678,678% 0,23