Aksaray Nöbetçi Eczaneleri

Dr.İbrahim KUTLU


Kur’an Allah Kelamıdır

Kur’an Allah Kelamıdır



Geçenlerde Kur’an’la ilgili bir tartışma ortaya çıktı.  Mustafa Öztürk’ün  “Kur’an Allah sözü olamaz”, “Kur’an’da müşriklere sövme ifadelerinin” bulunduğu yolundaki talihsiz sözleri kabul edilemez saçma sapan fikirlerdir. Kur’an Allah kelamıdır, onun sözüdür, sevgili Peygamberimize indirilmiş ve onun tarafından insanlara tebliğ edilmiştir. Sözleri de manası da Allah’a aittir.
İslam dininin temel kaynakları ikidir. Biri Allah’ın Kitabı, diğeri Resûlü’nün sünneti. Kur’an’ın, Allah’ın kitabı olduğunun delilleri Kur’an ayetleri ve tevatür yolu ile bize kadar intikal eden sünnettir. Âyetlerden bir kaçının meali:“Bu bir kitaptır, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman için onu sana indirdik.” (Ra’d, 23/1-2; İbrahim, 14/1),“Biz sana Kitabı, insanların üzerinde ihtilafa düştükleri hususları açıklaman için indirdik.” (Nehl, 16/24), “Kur’an Ramazan ayında indirildi.” (Bakara, 2/185);”Biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik.” (Kadr, 97/1),”Sana vahyedilen Kitabı oku.” (Taha, 20/123).
Allah’ın Kitabı vardır ve bu Kitabı indirdiğinden bahsediyor. Olmayan kitabı Allah nasıl indirdi? Öyle olmasa yani yüce Allah, sözleri ve muhtevası ile Kur’an’ı indirmemiş olsaydı, kalbine vahyettik, “kalbine bıraktık, sen de bunları ifade ettin, yahut ifade et” buyururdu. Yine eğer Kur’an iddia edildiği gibi, Allah’ın sözü değil de Hz. Peygamber’in kelamı olsa, Kur’an’ın bunu da açıklaması gerekirdi. “Senin Kitabın yahut Cibril’in Kitabı” denilmesi gerekirdi. Kur’an ihtilaf edilen konuları ortadan kaldırmak için gönderildiği halde, ihtilaflara ve kargaşaya sebep olacak tarzda bir yorum yaparak Allah’ın sözü/kelamı olamayacağını söylemek Kur’an’la çelişir. Kur’an net bilgi verir ve açıklar. Açıklama olmayan yerlerde bizim yorum yaparak beşerî alanımızı aşmaya hakkımız yoktur. İnanç konuları net ve kesin beyan ister, yorumlar ise bu alanda bir anlam ifade etmez, vesvese ve vehim olarak kalır. Bugün ve tarihte tartışılan bu konu hakkında söylenen sözler insanların zannına dayalıdır. Dinde zan olmaz, şüphe olmaz. İnanç konularında yorum olmaz. Olursa bir anlam ifade etmez, bugün olduğu gibi ihtilafa ve hoşnutsuzluğa sebep olur.
Allah Kur’an’da Kendi Sözünden Bahsediyor:“Müşriklerden biri senden aman dilerse ona aman ver ki Allah’ın kelamını dinlesin.” (Tevbe, 9/6),“Onlardan bir fırka Allah’ın kelamını işitiyorlar, onu anladıktan sonra da tahrif ediyorlardı.” (el-Bakara, 2/75),“Ey Musa! Risaletlerim ve kelamımla seni insanlar üzerine seçtim.” (Âraf, 7/6).Müşriklerden birinin sözü Kur’an’da şu ifadelerle hikâye edilmektedir:“Şüphe yok ki bu, bir insan sözünden başkası değildir.” (Müddessir, 74/25).
Bu âyetlerde “Allah’ın kelamı”, “benim kelamım” ifadeleri açıkça Allah’ın kelamının var olduğunu göstermektedir. “Kur’an Allah sözü olamaz” ibaresi bu âyetlerle de çelişiyor. Kur’an’ın Allah kelamı oluğu Kitap yanında mütevatir sünnetle de sabittir. Eğer böyle olmasa aksine bir bilginin sabit olması gerekirdi. Eğer Kur’an Allah kelamı olmasaydı bu çok önemli konuyu, ihtilafa mahal bırakmayacak şekilde yüce Allah’ın açıklaması gerekirdi. Çünkü Kur’an açıklama olarak gönderilmiştir. Şu âyet de bizim delilimizdir: “Emin olan ruh/Cebrail Kur’an’ı senin kalbine indirdi.” (Şuara, 26/194). Bir kitap vardı ki Allah onu indirdi. Kur’an’ın bazı kelimelerini, bazı kıssalarını ve kavramlarını kendine göre veya bazı tefsircilere göre yorumlayarak hüküm vermek gerçekten tutarsızdır. Bu noktada Peygamberimizin, bilerek susmuş olması gerekir ki o zaman Kur’an’ı kendisinin uydurduğu vehmi bazılarının aklına gelebilir.
 Müşrikler ve İslam’a karşı olanlar, Hz. Peygamber’e indirilen Kitabı inkâr ettiler, vahiye inanmadılar; onu kendisinin uydurduğunu iddia ettiler ve Kur’an’ın ifadesi ile şöyle dediler: “Belki onlar, karmakarışık rüyalardır, onu o uydurmuştur, belki o bir şairdir dediler.” (Enbiya, 21/5)  Öztürk’ün yorumu bu ayetin muhtevası ile uyuşuyor. Böyle olmamasını temenni ederdim.
 Allah ve Resûlü’nün açıklama yapmadığı konularda yani bize kapalı olan alanlarda yorum yapmak, akademik yönden bilgi ifade etmez. Çünkü yorum zanni bir sonuç doğurur, vehme götürür, maksadı şaşırtır, dinin aslını bozar. Fakat mesele eğer dinin inanç, ibadet ve ahlak konuları dışında kalıyorsa ve toplumsal gelişmeye yardımcı olacaksa o alanlarda akıl yürütmek mümkündür, hatta vaciptir denilebilir. Çünkü toplumun gelişme ve değişmeye ihtiyacı vardır. Öztürk’ün yanıldığı taraf bu kapalı alana girmekle yakından alakalıdır. Onun bu ve benzer aykırı yorumlarını esas alan bazı insanlar buna dayanarak inanç yönünden zarar da görebilirler, bunun vebali büyük olur.
 İlahiyat Fakültesinde görev yapmakla diğer laik fakültelerde görev yapmak, konu tartışmak aynı şey değildir. Örneğin, felsefe fakültesinde görev yapan bir akademisyen bu konulara girse bu kadar yadırganmaz. Çünkü halk “cahildir, bilmiyor, inançsızdır” diyerek geçiştirir; aldırış bile etmez. Fakat İlahiyatta tefsir, hadis ve kelam alanında hizmet veren bir akademisyenin, toplum önünde tartışma alanına girmesi zarar verir.
Kanaatimizce Sayın Öztürk ya maksadını tam anlatamamıştır yahut sürç-i lisan etmiştir yahut kendince bir vehme kapılmıştır. Allah’ın kitabını anlatırken hem dinleyenlerin, hem öğrencilerin hem de halkımızın kafasını karıştıracak, özellikle Kur’an inançlarını sarsacak beyanlardan kaçınması gerekirdi. Bu bir vahim hatadır. Mesele bireysel bir mesele olsa o zaman su kaldırır. Fakat temel iman meselesi olan bir konuda sarf edilen sözlere, ifadelere, üsluba, beden hareketlerine dikkat etmek gerekir. Bu sebeple biz böyle meselelerde sessiz kalamayız, görüşümüzü açıklamaya, gerekli uyarıyı yapmaya devam ederiz.
Kasetteki anlatımında, Kur’an’ın sanki birkaç müşrikle uğraştığı, Kur’an’ın dar bir alanda sıkıştığı ifade ediliyor. Tamamen yersiz olan bu durum gerçeğe uygun değildir. Kur’an’ın muhtevasındaki bilgilere aykırıdır. Kur’an’ın müşrikleri kötülemesi ile küfretmenin aynı şey olmadığı aşkârdır. Bu gibi âyetlerin sayısı, benim sayımıma göre Kur’an’da yer alan 6298 âyet içinde çok azdır. Kur’an inançtan, ibadetlerden, ahlaktan, siyasetten, iktisattan, hayattan, hukuk kurallarından, kıssalardan bahseder. Bunları görmezden gelen keyfi görünümlü, hafife alan bir anlatım vardır. Burada büyük bir yanılma söz konusudur. İnanç konuları tartışılmaz, akıl ile yorumlanmaz. Belki hikmetle açıklamalar yapılabilir.
Mustafa Öztürk’ün iyi bir akademisyen olması yanılmasını engellemez. Bu sohbetteki anlattıklarında yanılmıştır; hem ilmî yönden, hem de kullandığı üslup yönünden yanılmıştır. Kendisi maksadı aşan aşırı bir yorum yapınca ve bu yorum Kur’an’la ve Allah ile alakalı olunca, aşırı bir halk tepkisinin oluşmasını da tabii buluyorum. Çünkü bu yorumu okuyan halkın Kur’an hakkındaki itikadı sarsılır.  Özellikle İlahiyat Fakültelerinde hocalık gibi çok yüksek bir görev üstlenen zatların, halkımızın inançlarını dikkate alması, sarf edilen bir sözün ne gibi hasarlara yol açacağı hesaba katması lazımdır. 

 

  • BIST 100

    1.542%0,26
  • DOLAR

    7,5368% 0,34
  • EURO

    8,9870% -0,32
  • GRAM ALTIN

    411,32% 0,23
  • Ç. ALTIN

    678,678% 0,23