Aksaray Nöbetçi Eczaneleri

Dr.İbrahim KUTLU


Kültürel Yoksunluk…


Bugün içinde yaşadığımız süreçte İslâm dünyası tam bir kültürel ve sosyal kriz içerisindedir. Bizi biz yapan temel değerlerden ne yazık ki göz göre uzaklaştık, uzaklaşıyoruz. Özellikle zihin dünyamız büyük bir bunalım hali yaşamaktadır. Düşünme, sorgulama gibi bize inancımız tarafından bizzat emredilen kavramlardan çok ama çok uzağız hatta bu kavramlar bize yabancı gelmeye başladı. Her şey bir “oldu-bitti” haliyle olağandışı bir sürece doğru akmaktadır. Bilincimiz bizimle değil, bizden başka her yerde her şeyde. Hayatlarımız ve düşünce dünyamız kör ve kötü bir taklidin basit bir dışavurumu sadece. “Evet, bu da bizimdir; kaynağı bizdendir.” diyebileceğimiz neredeyse hiçbir şey yoktur. Çünkü maalesef ortada “biz” diyebileceğimiz bir irade bile yok! Dağılmış, yıkılmış, Peygamber (a.s) deyimiyle “sel suları üzerindeki çerçöp” bir topluluktan öte bir eser bir eser yok.

Bir kere bütün bir benliğimiz topyekûn işgal altındadır. Çok büyük bir sosyal, kültürel, fikirsel ve zihinsel saldırı altındayız. Üstelik bunlara karşı tam bir savunmasızlık içindeyiz. Kapitalist ve Siyonist sistemin zihinsel, fikirsel, kültürel ve konjonktürel baskısı ve işgali altındayız. İnançlarımız keza bir geleneksel statüden öteye gidemiyor. Fikirlerimiz ve düşünce dünyamız herhangi bir alanda meşruiyet zemini bulamıyor. Daha kötüsü hem düşünce ve fikir üretiminden haberimiz yok ve böyle bir çabamız da yok hem de bu olan bitenden özellikle de bu evrensel baskıdan zerrece haberdar da değiliz.  

Birçoğumuzun en büyük hatta tek gayesi mal biriktirme aşırı ve sonu gelmez kazanç hırsı, makam, mevki, şan, şöhret ve hatta şehvet hırsından gayrı bir şey değil. Özellikle bu durum son zamanlarda kendisine “İslâmcıyım” diyen ya da umumi olarak “muhafazakâr” bilinen kitle içerisinde de derin bir yara hali almaya başlamıştır. Hele ki “dindar nesil yetiştireceğiz” diyen ve bu şiarla yola çıkan siyasî akımın ileri gelenlerinin bugün geldiğimiz noktada herkesten daha çok ve acımasızca “dünyevileşmesi” ironik ve hatta trajikomik bir tabloyu beraberinde getirmiştir. Özeleştiri kavramı işlemez hale getirilmiş hatta suç sayılacak kerteye getirilmiştir.. Bunu göze alabilenler neredeyse “hainlikle” suçlanır hale geldi. Bunun temel nedeni istişare geleneğimizin felce uğramış olması ve işlevsiz hatta değersiz ve gereksiz görülmesi, tekçilik tekeli altında ezilmesi. 

İslâm dünyası, son zamanlarda görülen en büyük ve yürek burkan yaralardan biri de milliyetçilik, ırkçılık ve bunun doğal ya da dolaylı bir sonucu olarak da aşırı ve içi boş, kof bir hamaset çöplüğüdür. Herhangi bir düşünce ve bununla birlikte sağlam bir zihni yapı inşa edemeyen toplumlar eninde sonunda bu gibi cahiliye devri illetlerine teslim olup kendini kaybediyorlar. Bu durumun en büyük sebebi toplumlarımızın İslâm’dan ve onun ilmî yapısı üzerinde inşa edilen köklü medeniyetin varlığından bihaber ve bir hayli ırak olmasıdır. Bugün eğer İslâm toplumları bundan yani kendinden, öz değerlerinden haberdar olsaydı küresel şer hegemonyasının varlığından ve onun şedid baskısından da haberdar olacaklardı. Bu duruma karşı bilinçli ve temkinli bir irade gösterebilecek gücü kendinde bulabilecekti. Ancak ne yazık ki realite hiç de oralı değil, çünkü Müslüman kitle kendinde değil. Sağlam bir “kendiliği” yok. Tıpkı narkozlu bir hastayı andırıyor. Bu haliyle neresinin ağrıdığını bile hissetmiyor. “His” melâikelerini kaybetmiş durumda. Bu durum kendine Müslüman diyen, kendini bu kimlikle anan bir toplum için kesinkes kabul edilemez.

Hayatın her alanında hayati kararlar ve tercihlerden uzak, ne yazık ki salt bireysel menfaatler çerçevesinde konjonktürel tercihler yapan bir kitlenin derin ve büyük adımlar atması elbette ki beklenemez. Büyük bir kayıtsızlık ve konformizm içinde,   davranan topluluklar büyük ve devrimsel eylemler sergileyemez. Büyük ve ilkeli gayeler peşinde koşmayan ve bunlar adına anlamlı mücadelelere girişmeyen, korkak ve silik bir topluluk ne kendine ne dünyaya ahlâkî ve ilkeli gür ve hür bir sesle seslenemez. Bu tam bir imkânsızlık halidir, tıkanıklıktır, çöküş halidir.
Öncelikle şu hususu kabul edelim. Bizler, İslâm dünyası olarak derin bir zihinsel yapıdan, kültürden yoksunuz. Bu yoksunluk ve hatta entellektüel yoksulluk durumu bizlere, küresel hegemonya karşısında direnç şansı bile tanımıyor, tutunamıyor, düşüp kalıyoruz. Batı’nın bu saldırıları karşısında nutkumuz tutulmuş haldeyiz, cevapsız sorular üst üste binmiş durumda. Oysaki bizler bunun farkında olabilsek, üzerimizdeki şu ölü toprağını bir atıverip kendimize gelsek, inanıyoruz ki bu acı halde olmayacağız. Bugün İslâmî düşünce alanı tamamen Laiklik ve liberalizmin işgali altındadır.  Coğrafyamızda birçok batıl adına insanlar katlediliyor, seyrediyoruz ve hatta bu halimizle bu duruma ortak bile olabiliyoruz denilebilir. Katliam sadece bununla sınırlı değil. Hak, adalet, ahlak, hukuk, basiret, liyakat, tevazu, saygı, sevgi, hoşgörü, ehliyet, vs. bilumum öz değerler ayaklar altına alınıyor. 

Aksaray

09.04.2020

  • İMSAK 04:44
  • GÜNEŞ 06:10
  • ÖĞLE 12:50
  • İKİNDİ 16:28
  • AKŞAM 19:21
  • YATSI 20:41
  • BIST 100

    93.225%0,00
  • DOLAR

    6,7822% 0,16
  • EURO

    7,3900% 0,27
  • GRAM ALTIN

    358,91% 0,09
  • ÇEYREK ALTIN

    592,2015% 0,09