Aksaray Nöbetçi Eczaneleri

Dr.İbrahim KUTLU


Doğunun En Sevğili Sultanı Selahaddin Eyyübi


Dört halife döneminden sonra, her şey İslam için diyerek çıkılan yolda, dökülenler ve dökenler türemiştir. Menfaatler etrafında ordular, beylikler kurulmuş, Debdebeli hayatlar, kubbeli saraylar, fenerli gece alayları ihdas edilmiştir. Ne idik ne olduk diyenler azalmış, Sürünün sürüklendiği yöne doğru kitleler kayıp durmuştur. Haykırmak isteyenlerin sesi kısılmış, Hıristiyan dünyası parça parça olduğu halde ‘haçlı orduları’ adı altında Ümmet-i Muhammed’e karşı tek vücut olurken, Tevhid dininin mensubu Müslümanlar emirliklere, eyaletlere bölünmüşlerdir.
 
Haçlı Seferleriyle üçüncü büyük emanet Kudüs/Mescid-i Aksa gitmiştir. İlk kıble haçlıların elinde toplu bir Müslüman mezarlığına çevrilmiştir. Kudüs gitti; ama Müslümanların başında, onların yönetimini üstlenenlerin endişesi yoktur. Herkes sarayında cariyeleri, hizmetçileri ile Kisra sarayını andırır bir hayat yaşamaktadır.
Müslümanların sırtında ‘yönetici’ adı ile duranlar, birbirleri ile hesaplaşacakları zaman da, haçlılardan yardım istiyor, üç günlük saltanatları için, şehitlerin emaneti toprakları haçlılara bahşetmişlerdir. Artık hasret koru alev olmuş, bağırları tutuşturmuştur. Nihayet altıncı asrın başında bugünkü Suriye topraklarında bir isim belirmiştir; 

Nûreddin Zengi , Nûreddin Zengi bir Selçuklu atabeyi idi. Kalbi Kudüs’ü kurtarma arzusu ile dolu, mücahid, müttaki, zahid bir liderdi. Ümmetin derdini kavramış, çözüm için çareler üretmeye çalışmıştır. Nûreddin Zengi, asırlar süren sefaleti sona erdirmek için Suriye bölgesini, içerideki gafillerden ve hainlerden, dışarıdaki haçlı sürülerinden temizlemeye başlamıştır. Bu esnada da emrinde çalışan elemanlarından Yusuf bin Eyyüb’ü Mısır’a göndermiştir. Onun planını uygulamak için Mısır’a gönderdiği bu elemanı, daha sonraları ‘dinin salaha ermesi’ anlamına gelen Selahaddin olarak adlandırılacak olan Selahaddin Eyyübi idi. Yusuf bin Eyyubiyi, Ümmet Selahaddin yaptı.  Selahaddin 32 yaşında Mısır’da Fatimi halifesinin veziri olmuştur. ‘Fatimiler’ adı ile Mısır’da hüküm süren sülale, tam bir fitne kazanı idi. Haçlıların eli kolu gibi yaşamışlardır.

Çok geçmeden Nûreddin Zengi ölmüş. Selahaddin, Mısır’dan Suriye’ye gidip dağılmaya mahal vermeden Zengi’nin bıraktığı yerden planı devam ettirmiştir.
On yıl, içerideki gafleti ve hıyaneti gidermek için uğraştır. Sözden anlayana sözle, anlamayana da kılıcıyla konuşmuştur. Beyliklere efeliklere bölünmüş parçaları birleştirmiş, Müslümanlar dirlik içinde bir ümmet görüntüsü vermeye başlamıştır. Mısır ve Suriye’nin hemen hemen tamamını bir bayrak altında toplamış, iç sürtüşmeleri giderdikten sonra da haçlılarla on beş yıl süren savaş sürecini başlatmıştır. Sonunda da Allah’ın lütfu ile doksan bir yıl haçlıların elinde esir kalan Küdüs’ü kurtarmıştır. Gönüllere taht kurdu. Doğudan batıya bütün Müslümanların duasını almıştır. Adı yeni doğan çocuklara, medreselere, köprülere, camilere verilmiştir.

Hulefa-i Raşidin ve Ömer bin Abdülaziz’den sonra onun kadar sevilen bir emir gelmemiştir. Ölüm haberi, Müslümanların üzerine gök kubbe gibi düştür.
Hala seviliyor ve özleniyor. Aranıyor. Birleştirecek, büyütecek, cihat edecek, mal biriktirmeyecek, dimdik duracak müttaki bir Selahaddin aranıyor.
Kudüs’e kendisinden yaklaşık bir asır önce giren haçlılar, sokaklardan oluk oluk insan kanı akıtmışlardı. Ne çocuk ne yaşlı dememişler. Aynı şehre 91 yıl sonra giren Selahaddin, onlar gibi değil, Mekkelileri affeden Peygamberi gibi yapmıştır. Onların, kendi dindaşları Hıristiyanlardan görmediği merhameti Selahaddin’den görmeleri, Yusuf’u Selahaddin yapan özelliklerdendir.
Gözünü kan bürümüş haçlı sürülerine bile muamelesi bu olan Selahaddin’in kendi din kardeşlerine nasıl davrandığı her halükârda bellidir. O; mümin kardeşi olan yöneticilerden zulüm gören, katlanılmaz vergiler ödemek zorunda bırakılan, halkından kopuk yöneticilere alışmış Müslümanların ikinci Ömer’i oldu. Adaleti tescil edilmiştir. O her yetimle yetimlik acısı tadan, her dulla dul kalan, ağlayanla ağlayan, dertlilerin derdini sırtlanan müşfik bir sultandı. Çadırında yer içer, aylarca orada yaşar, İspanya’daki zulümden kaçanları bile bağrına bastır.
 
 Selahaddin zahitti. Mala tenezzül etmedi. Allah’ın cennetinden başka bir şey aramamıştır. Öldüğünde sadece bir altın ve otuz yedi gümüş parası vardı. Bu miktar onun, yetimlere verilmesini emrettiği bir tek aylıktan bile azdı. Hükmettiği topraklarda dullar bile servet sahibi olmuştu. Ne oturduğu evi ne de bir bahçesi vardı. Bir atı ve bir kılıcı vardı. Onları da askerlerine hediye etmiş, kendisi Kudüs’ü fethettiği cihadında emanet ata binmişti. Kudüs’ü fethinden sonra ondan intikam almak için birleşip gelen Alman, Fransız ve İngiliz krallarını önünde diz çöktüren koca Sultan çulsuz, pulsuz olarak Rabbine gitmiştir. Mala tamah etmedi. Şöhret aramamıştır.

Selahaddin iyi yetişmiş bir hadis âlimiydi. Savaşta safları denetlerken iki saf arasında bile hadis mütalaası yapmıştır. İyi bir âlimdi, âlim düşkünüydü. İlmin her çeşidiyle ilgilenmiş, İbadette titizdi. Bütün namazlarını cemaatle kılmıştır. Hatta sünnet namazları bile ihmal ettiğini kimse görmemiştir. Çadırlarda onunla kalanlar teheccüd namazını kaçırmadığına şahit olmuşlardır.
Gözü yaşlıydı. Kur’an dinlediği zaman ağlamaya başlardı. Kâfirlerin saldırdığını duyduğu zaman secdeye kapanır ve şöyle dua edermiş:
“Rabbim! Benim, senin dinin için yapabileceklerim tükendi. Sana sığınmaktan, ipine sarılmaktan, senin lütfuna bağlanmaktan başka çarem yoktur. Sen bana yetersin. Sen ne güzel vekilsin.”
 İslam dininin Arapların değil, bütün insanların dini olduğu, kim ne kadar hizmet ederse o kadar şeref bulacağı bir kez daha onunla vurgulandı. Zira Nûreddin Zengi bir Türk’tü. Sala-haddin de Kürt’tü. İslam’ın ırkı olmadığı onlarda görüldü. Kimlerden olduğun değil, ne yaptığın önemli idi. Buhari, Müslim, Tirmizi gibi Selahaddin de Arab’ın Türk’ün herkesin gönlünde taht kurmuştur.
 
Selahaddin büyük adamdı. Büyüklüğü davasının büyüklüğünden, ufkunun derinliğinden geliyordu. Kudüs onun derin hayaliydi. Haçlıların esareti altındaki bir Kudüs’ü hazmedemiyordu. Onunla uzun zaman beraber olan Bahauddin Şeddad diyor ki: “Onun gözünde Kudüs, dağların çekebileceği ağırlıkta bir dava idi. O, çocuklarını yitirmiş bir ana gibiydi. Atı üstünde bir oraya bir buraya koşardı. İnsanları cihada teşvik eder, caddelere çıkıp yaşlar boşalan gözleriyle ‘Ah İslam ah!’ diyerek bağırırdı. Akka işgal edilince yemek yemedi. Doktorlarının anlattığına göre, Akka’nın işgal edildiğini öğrendiği cuma gününden pazar gününe kadar ağzına yiyecek koymamıştır. ‘Beytülmakdis, kâfirlerin elinde iken nasıl yerim, nasıl uyuyabilirim?’ demiştir.”
 
Sabırlıydı. Mütevazı idi. Üç günlük hevesle çıkmamıştı yola. Onu gören gözleri heybetle, kalpleri de muhabbetle doldurdu. Müslümanların gözünde mücahid, düşmanlarının gözünde de âdil bir sultandı.
Vefakârdı: Kudüs’ü fethetmek nasib olunca ilk Cuma namazının kılınabilmesi için mescidin temizlenmesini, namaza hazır hale getirilmesini emretti. Mescidin hutbe irad edilecek minberi yoktu. Selahaddin’i yetiştiren hocası, büyüğü Nûreddin Zengi, Kudüs’ün fethinden sonra gerekecek diye minber yaptırmıştı. Haleb’deki minberi tekerlekler üzerinde Kudüs’e getirtti. Cumaya yetiştirdi. Onun üzerinde fetihten sonraki ilk hutbeyi irad etti. Gözyaşının sel olduğu bir konuşma yaptı. Allah’a hamdetti. Bu minber yirminci yüz yılda Siyonistler tarafından Mescid-i Aksa yakılıncaya kadar kalmıştır.
 
Selahaddin sadece elinde kılıçla fetihten fetihe koşan bir komutan değildir. Müslümanların başında yönetici olarak bulunduğu dönem, kültüre ve bilime, imara en büyük yatırımların yapıldığı dönemlerden olmuştur.
Bu açıdan bakıldığında mükemmel bir devlet adamıydı. Sorumluluğunu yüklendiği insanların bütün ihtiyaçlarını gidermeyi amaçlamıştır.
Selahaddin’den anlaşıldı ki: Bu ümmet çekirdeğini kaybetmez. Hangi zor şartlarda bulunursa bulunsun, başında Rabbani bir lider bulduğunda üzerindeki külleri savurabilir, engelleri aşabilir. Yeter ki lider lider olsun.

Allah Teâla hangi kuluna yardım ediyor, yardımın şartları nelerdir onu da Selahaddin’den anlama imkânı buluyoruz. Selahaddin’den yedi asır sonra Suriye’yi işgal etmiş olan Fransızların komutanı Şam’da Selahaddin’in kabrine gidip ‘İşte yine geldik Selahaddin! Diyerek mezarını tekmelemiştir.

Aksaray

13.08.2020

  • İMSAK 04:17
  • GÜNEŞ 05:50
  • ÖĞLE 12:54
  • İKİNDİ 16:41
  • AKŞAM 19:48
  • YATSI 21:14
  • BIST 100

    1.115%0,08
  • DOLAR

    7,3355% 0,03
  • EURO

    8,7005% 0,68
  • GRAM ALTIN

    454,28% 0,49
  • Ç. ALTIN

    749,562% 0,49