Aksaray Nöbetçi Eczaneleri

Dr.İbrahim KUTLU


6. Din Şûrası


Diyanet İşleri Başkanlığı’nca (DİB) beş yılda bir gerçekleştirilen Din Şûrası’nın 6.’sı Ankara’da 25-28 Kasım 2019 tarihlerinde gerçekleştirildi. Şûraya 353 kişi katılmış ve beş ayrı komisyon şeklinde çalışmalar yapılmış. 6. Din Şûrası’nın ana başlığı “Sosyokültürel Değişim ve Diyanet Hizmetleri” olarak belirlenmiş.

Beş yılda bir yapılan Din Şûrası sempozyumu şâşâ, gösteri, göze hitap etme, göz doldurma bakımından oldukça profesyonel görsellere sahipti. Her biri alanında uzman akademisyen ve başka vasıftaki kişilerden müteşekkil 350 kişinin beş ayrı komisyon halinde dört gün çalışma yapması göz doldurmaz mı? Lakin Şûranın içeriğine bakmak lazım topluma getirisine bakmak lazım.Süslü laflar , batıdan tercüme edilmiş felsefi deyimler Müslümanların ihtiyaçlarından uzak çözüm önerileri…

6. Din Şûrası, Dine hükmeden, Dini yedeğine alan, Din’i ihtiyaç duyduğu yerde, ihtiyacı oranında kullanan, yani daha da açıkçası, bu yönüyle Dini kullanan/ istismar eden bir Devletin, Din işlerini yürütmekle muvazzaf bir kurumunun Şûrasıdır. Din Şûrası, DİB’in bağlı olduğu mevzuatın sınırlarını hiçbir şekilde aşamaz ve aşmamıştır. Hiçbir şekilde, bağlı olduğu yönetime ve topluma, Din’in hükmedici yapısına uygun olarak, kurulu düzenin tepkisini çekecek dersler verme, telkinde bulunma amacını güdemez. Ülkede bizatihi yönetimden, yasal sistemden ve ülkenin genel siyasi yönelimlerinden kaynaklanan gayrı İslamî, gayri şer’î ve gayrı meşrû işlere yönelik bir uyarıda bulunamaz, bunların yerine İslam’ın gerçek emirlerini öne çıkartamaz. Bu yönüyle DİB’in herhangi bir resmi ya da sivil toplum kuruluşundan farkı yoktur.

Alınan kararların birinci maddesi, Din’in tartışmaya açılmaması gereken sabiteleri olduğunu hatırlatmaktadır. DİB’in bu kararını nasıl anlamak gerekir? Herhalde şöyle: Din’in zamana ve zemine göre değişmeyecek olan sabiteleri vardır. Mesela namaz bunlardan biridir. Allah’ın varlığı ve birliği, Muhammed (sav)’in Allah’ın elçisi olduğu, bir başka sabitedir. Mesela ülkede hiç kimse Allah’ın birliğine aykırı bir söz söyleyemez! Allah ikidir, üçtür v.b. diyemez. Hiç kimse namaz ibadetini tartışmaya açamaz. Bu şekilde Din’in sabiteleri tartışmaya açılmaktan muaf tutulmuş olursa, Din adına iyi bir iş yapılmış olmakta mıdır? Oysa DİB’in de bağlı olduğu yasal düzenin başka mevzuatı çok daha farklı şeyler söylemektedir. Mesela Din’in bir başka sabitesi olan zinanın haramlığı hususunda mevzuat Din’in tam karşısında durmaktadır. Zinayı Allah haram kılmışken mer’i sistem serbest bırakmaktadır. Namaz ise, vakti zamanında gereken ayar verilmiş olması hasebiyle, şu anda küfür ve şirke karşı hiçbir rahatsızlık vermeyen, tamamen bireysel bir dinî etkinliğe indirgendiği için, on binlerin, hatta yüz binlerin katılımıyla da kılınsa, sonuçta namaz ‘ferdî’ özelliğinden çıkamamakta, toplumda herhangi bir değiştirici-dönüştürücü etkisi olamamaktadır. DİB’in ‘hizmetleri’, zinayı legalleştiren bir düzeni takviye etmekten başka bir işe yaramamaktadır. Keza Kur’an’ın İslam’ın kitabı olduğu, Din’in en başta gelen

sabitelerinden olarak toplum nazarındaki saygın yerini almış durumdadır. Hiç kimse Kur’an’ı tartışmaya açamaz, kimse Kur’an’a hakaret edemez. Kimse Kur’an’a laf söyleyemez. Ama Kur’an’ın içindeki ahkam bütünüyle boşaltılıp, siyasal-akidevî içeriğinden arındırılmış bazı ibadetler ve bazı ahlak kuralları da Devlet’in inisiyatifine ‘armağan’ edildiği için, bireysel dindarlık tezahürleri haricinde hiçbir etki-yetki ve yaptırım gücüne sahip değildir. Mevcut haliyle İncil Müslüman topluluklar için ne ifade ediyorsa, bu haliyle Kur’an da aynı şeyi ifade etmektedir. Din, Din’e saygılı bir laikliğin himayesi ve vesayeti altına verilmiş, adı öyle konulmasa da Kur’an, ‘Kur’an esirgeme Kurumu’nun bünyesinde bir mahpusluk hayatı yaşamaktadır.

Din Şûrası, etnik köken ayrımcılığına değinirken, birey ve vatandaş kelimelerini kullanmak suretiyle, İslam düşüncesine ait kelimeler yerine, modernizmin sözcüklerini kullanmakta hiçbir beis görmemiştir. Çünkü Şura kararlarını yazanlar ‘İslam milleti’ mefhumunun yerini seküler ‘vatandaş’a terk ettiğinin farkındadırlar. Demek ki bütün ‘din hizmetleri’ İslam milleti/İslam ümmetinin diriltilmesi için değil, seküler hayat tarzına destek vermek amacına yöneliktir. Hatırlatmak isterim: Fetö de, ‘İslam ümmeti’ diye bir şeyin olmadığı hususunda son derece ısrarcıydı.

Din Şurasının kararlarında aile konusuna değinilmekte, daha doğrusu aileye gölge etmiş bulunmaktadır. Çünkü mesela ailenin temeline dinamit döşeyen İstanbul sözleşmesi gibi ithal mevzuata hiç değinilmemiş, bunun yerine, elle tutulur tek etkinlik olarak, her yıl yazılı ve görsel yayınlara dönük ‘Aile ve Değerler Ödülü’ ihdas edilmesi teklif edilmiştir. Böylece demokratik kültürün, kurulu düzenin yandaşlarını ağırlama aktivitesi demek olan ödül verme geleneğine bir yenisi daha eklenmiş olmaktadır. Doğal olarak Din Şurası’nın, KADEM’i -dolayısıyla yönetimin aile efradını- rahatsız etme pahasına İstanbul sözleşmesine eleştiri yöneltmesi beklenemezdi. Çünkü orası ‘Din Şûrası’ydı…

Din Şûrasının camilere yönelik kararları da Din’e değil, Diyanetin cami stratejisine hizmet amacını gütmektedir. Çünkü camiler tamamen Diyanet’in denetimindedir. Cuma hutbelerinde hatipler, ellerine başkentten uzatılan, tamamen siyasi iktidarın temel kabullerine endeksli hutbeleri cemaate duyurmakla görevlidirler. Dolayısıyla camilerde kütüphane ve okuma salonlarının oluşturulması gibi tekliflerin, camileri de bir nebze STK’laştırmaktan öte bir işlevi olmayacağını söyleyebiliriz.

Din Şûrasının inandırıcılığı en az kararlarından biri de İslamofobi ile mücadeleye dair 36. maddedir. Bir kurumun İslamofobi ile mücadele edebilmesi için öncelikle o kurumun İslam’ı en ileri düzeyde bilmesi, İslam’a tam anlamıyla teslim olması gerekir. Ardından, İslamofobi hakkında etraflıca bilgi sahibi olması beklenir. Gayrı müslim toplumlar İslam’dan neden korkmaktadırlar? İslam gerçekten korkunç bir din olduğu için olabilir mi? Yoksa dünyaya hükmeden egemen güçler öyle istedikleri için mi İslam’dan korkulmaktadır? DİB’in İslamofobi ile mücadelesinin şöyle başlayacağından hiç kuşkumuz olamaz: İslam barış dinidir! İslam terörü desteklemez! İslam kimsenin inancına, dinine ve yaşam tarzına

karışmaz! Kur’an der ki, isteyen istediği dine inanabilir! Herkesin dini kendisinedir. Dinde zorlama yoktur! Ve söz konusu ‘mücadele şöyle bitecektir: Ne olur bizi aranıza kabul edin! Bizi ötekileştirmeyin! Bize merhamet edin! Biz sizden ayrı-gayrı değiliz!

6. din Şûrasının kararları bana, Din Kültürü öğretmenlerinin zümre toplantılarında aldıkları kararları hatırlattı. Nasıl ki öğretmenler, amirlerine aykırı gelmeyecek, onları zor durumda bırakmayacak kararlar alarak, kendilerine tayin edilen zaman ve mekânda, bir etkinliği ‘layıkı veçhile’ yerine getirmiş olmanın huzuru ile dolarlarsa, Din Şûrası da böyle bir huzur ile sonlanmıştır. Din Şûrası, dostların alış-verişte göreceği türden bir etkinlik olarak icra edilmiştir. Vesayet altında bir Din’e dair, vasilerden başka kim ne söyleyebilir ki?

Aksaray

08.04.2020

  • İMSAK 04:46
  • GÜNEŞ 06:11
  • ÖĞLE 12:51
  • İKİNDİ 16:28
  • AKŞAM 19:20
  • YATSI 20:40
  • BIST 100

    92.382%0,00
  • DOLAR

    6,7731% 0,28
  • EURO

    7,3647% -0,01
  • GRAM ALTIN

    358,80% 0,06
  • ÇEYREK ALTIN

    592,02% 0,06