Türk´ün ütopyası: Kızıl Elma
Türk´ün ütopyası: Kızıl Elma
Tarih: 2.11.2018 14:06:25 / 1247okunma / 0yorum
Dr.İbrahim KUTLU

Devletlerin,  tarihin her döneminde askeri ve ekonomik güçleriyle dünya hâkimiyeti ideallerine yöneldiği inkâr edilemez bir gerçektir. Fakat içinde yaşadığımız şu son yüzyıllık dönemde ne denli vahşi dünya hükümranlarıyla yaşamak zorunda kaldığımızda bir gerçektir. "Doğu Avrupa´yı elinde tutan Heartland´a egemen olur. Heartland´ı elinde tutan dünya adasına egemen olur; dünya adasına egemen olan ise dünyaya egemen olur."İngiliz politikacı Sir Halford Mackinder XX. yüzyıl başlarında dünya hâkimiyetini tesis etmek için ortaya attığı ´Kara Hâkimiyeti Teorisi´ni yukarıdaki şekilde formüle etmiştir. Dünyaya hâkim olmanın kara ve denizde muktedir olmaktan geçtiğini belirten Mackinder´in ´Hearthland´ diye belirttiği kavramı dilimize ´kalp gâh´ şeklinde çevirmek mümkündür.

 Bilindiği üzere mevcut toplum yapısından memnun olmayan bazı düşünürler daha iyi, daha güzel ve daha mükemmel bir gelecek sistemi inşa edebilmek arzusuyla ütopik eserler kaleme almışlardır. Fatihliğe soyunan devlet ve milletler için ise bahsedilen bu daha güzel dünyayı kurmanın yolu nedense hep ´cihan hâkimiyeti´ idealinden geçti. Baktığımızda dünya tarihini belirleyen aktör devletlerin geçmişte ve günümüzde hemen hepsinin bu ülküyle hareket ettiğini görüyoruz. Kendi çağlarında egemen güç olan bütün devletler, bu ülkü doğrultusunda bir hedef belirleyerek dünyanın sahibi olmak adına harekete geçiyorlar. Makedonya Kralı Büyük İskender´in Hindistan´a kadar taşıdığı imparatorluğu, Cengiz Han önderliğindeki Moğolların Asya steplerinden başlayarak Avrupa kapılarına kadar dayanması, Roma´nın sınırlarının eriştiği nokta, Osmanlı İmparatorluğu´nun kendine has olarak geliştirdiği millet sistemine uygun olarak ´İla-yı Kelimetullah´ gayesiyle ulaştığı sınırlar geçmiş dönemlere dair verebileceğimiz birkaç örnek olarak duruyor karşımızda. XX. yüzyıla geldiğimizde ise modernleşme ve sanayileşme hamleleri ile iyice kızışan sömürgecilik faaliyetleri sonucunda o dönemin aktör devletleri İngiltere, Fransa, Almanya´nın yine bu ölçüde ülküler belirleyerek dünyaya hükmetme isteğiyle harekete geçtiklerini biliyoruz. II.Dünya Savaşı´ndan sonra da ABD´nin belirleyici güç olarak sahneye çıkması sonucunda, dünya imparatorluğunu tesis etmek için giriştiği türlü felakete kanlı canlı olarak şahit oluyoruz.

´Kızıl Elma´ kökeni itibariyle devlet ve millet geleneği çok eski çağlara dayanan Türkler için ta İslam öncesi inançlara ve töreye dayanan bir efsane. Kaynağının ne olduğu ve nereden ortaya çıktığına dair birtakım rivayetler olsa da esas itibariyle Türklerin cihan hâkimiyeti mefkûresi anlayışında bir ideal, ülkü olarak kullanılagelmiş. Öyle ki Türkler bir yeri hedef almadan önce burayı Kızıl Elma olarak sembolleştiriyor ve bu hedef doğrultusunda harekete geçiyorlardı.

Osmanlılara kadar daha çok sözlü bir gelenekle aktarıla gelen Kızıl Elma kavramının Osmanlılar döneminde yazılı kaynaklara girdiğini görüyoruz. Türk milletinin kolektif şuuraltında yer eden bu ideal Türklerin fetihçi yapılarının bir sembolü aslında. İslamiyet ile tanıştıktan sonra ise İslam dininin cevaz verdiği feth ve gaza idealleriyle birleştirilerek daha evrensel bir anlam dünyasına sahip olmuş. Özellikle Türklerin dünya tarihinde zirve yaptığı Osmanlı yükselme döneminde yaygın bir ülkü haline gelen İla-yı Kelimetullah prensibinde bahsettiğimiz Kızıl Elma sembolünün katalizör olarak kullanıldığına şahit oluyoruz. Örneğin Fatih Sultan Mehmet´in İstanbul´u feth etmeden önce Ayasofya´nın önünde bulunan Justinyanus heykelinin elinde tuttuğu kızıl küre, Türkler tarafından Kızıl Elma olarak değerlendirilmiş ve İstanbul´un fethinde özellikle ordu için önemli bir motivasyon kaynağı olmuştur. İstanbul´un fethinden sonra gözünü Roma´ya diken Fatih Sultan Mehmet döneminde ise yeni Kızıl Elma bu sefer Roma´daki St. Pierre Kilisesi´nin kubbesindeki küre olarak belirlenmiştir. Kızıl Elma özellikle yeniçeriler ve halk arasında bir efsane ve fetih için ilahi bir işaret olarak değerlendiriliyordu. Öyle ki Yeniçeri Ocağı´nın kaldırılacağı fısıltılarının ortalıkta dolaştığı günlerde yeniçerilerin: "Hemen göstersinler. Dalkılıç olur, düşmanı harap iderüz ve kralın tacu tahtını başına geçirip Kızılelma´ya dek giderüz." dedikleri rivayet olunur.

1826 yılında Yeniçeri Ocağı´nın lağvedilmesinden sonra gündemden düşen Kızıl Elma ideali, imparatorluğun çözülmeye başladığı XX. yüzyıl başlarında Türkçülük akımı ve geliştirilmek istenen milli mefkûreyle özellikle edebiyat dünyasında yeniden gündeme gelmiştir. Ocağın kaldırıldığı dönemlerde Avrupa´nın kendisinden ileri olduğunu kabul etmeye başlayan imparatorluk, o döneme kadar ana ülküsü olan ve bütün cihanı kuşatan Nizam-ı Âlem fikri yerine daha sınırlı ve kendi içine dönük bir ideal olan Nizam-ı Cedid fikrine yönelmiştir. Aslında parçalanmak üzere olmuşluğun da bir tür kabulü olan bu anlayış değişikliğiyle bağlantılı olarak birkaç on yıl sonra Kızıl Elma fikri de Ziya Gökalp´in önderliğinde anayurt Turan´a geri dönüş ideali olarak ele alınmış ve uzun yıllar bu akımın bir hedefi olarak değerlendirilmiştir.

Çağdaş devletlerin cihan hâkimiyeti idealleri uğruna giriştikleri mücadelenin sonuçlarıyla mukayese ettiğimizde sanırım anlatmak istediğimiz daha net anlaşılacaktır. Örneğin XX. yüzyıl başlarında dünya hâkimiyeti ülküsüyle Kuzey Afrika´da koloniler oluşturan Fransa´nın bölgede misyoner faaliyetler için görevlendirdiği ve 2005 yılında Vatikan tarafından aziz ilan edilen Charles De Faucould´un Cezayir´deki faaliyetleri sırasında Fransız Bilimler Akademisi´ne gönderdiği mektupta yer alan ifadeleri, aslında bir yerde Batı´nın ne denli distopik bir dünya tasavvuruna sahip olduğunu ve farklı olanı yok edilmesi gereken bir tehdit olarak mimlediğini göstermesi bakımından verebileceğimiz onlarca örnekten sadece biri. De Faucould´un gönderdiği mektupta kullandığı bir bölümü aynen aktarıyorum: "Bir süre sonra bu coğrafyada önemli ilerlemeler olacak, zenginlik gelecek, demiryolları gelişecek, elit grup kendisini geliştirecek ve ordumuz içinde silahlarımızı kullanacak önemli görevlerde yer alacak ve bir kısmı eğitimci olarak okullarımızda görev alacaklardır. Eğer bunları Fransız´laştırmayı bilemezsek veya yöntemini geliştiremezsek, onlar bizleri avlayacaklardır. Bu yüzden tek yol bunların acilen Fransız´laştırılması ve de Hıristiyanlaştırılmasıdır."

Aslında Fransız keşiş De Faucould´un söylemiş oldukları ve yaptığı uygulamalar sadece o döneme ya da Fransa´ya dair şeyler değildir. Zira burada bahsedilen bir zihniyet meselesi. Modern, çağdaş, hümanist, realist Batı zihniyeti… Bugün dünya hâkimiyetini kimseye kaptırmamak adına girdiği her yeri kana bulayan ABD´nin baktığımızda 100 yıl evvelki Fransa veya İngiltere´den ne farkı var? Irak işgali sonrasında Ebu Gureyb hapishanesinde işlenen insanlık suçlarının izleri hafızalarımızda hâlâ taptaze durmuyor mu? Fransa ve İngiltere dünyanın geri kalmış halklarına medeniyet taşımak iddiasıyla koyulmuşlardı yola. Bütün insanlığı kurtaracak bir ütopyayla. Fakat İngiliz Avam Kamarası´nda gerçekleşen bir tartışma esnasında İngiltere´nin meşhur başbakanlarından Winston Churcill sıkışınca "bizim için bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir" diye haykırıvermişti. Güneşi sadece kendini ısıtan, diğer bütün toplumları ise kavurmaktan zerre gocunmayan ego-santrik bir dünya imparatorluğunun itirafı gibiydi aslında bu sözler. Bugün ise ABD demokrasi, barış götürme iddiaları ve nükleer tehditleri savuşturma bahaneleriyle kan ve ölüm taşıyor gittiği her yere.

 

Anahtar Kelimeler: Türk, ütopyası, Kızıl, Elma
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Yok, Olan İnsanlık (10 Kasım 2018 - Cumartesi)
Ülke Sorunu Haline Gelmiştir (14 Ekim 2018 - Pazar)
Kopya hayatlar (16 Eylül 2018 - Pazar)
Kaybolan Değerlerimiz Yalnızlaşan İnsanlık (29 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Dalgının baktığı yer (19 Ağustos 2018 - Pazar)
Başkalarının acısına bakmak (08 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Sosyal medya “Sahte Mutluluklar” (28 Temmuz 2018 - Cumartesi)
Dostluk Üzerine.. (09 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Siyaset Üzerine (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Bayramlar ve Kaybolan Değerlerimiz (15 Haziran 2018 - Cuma)
Geçmişle övünmek! (22 Mayıs 2018 - Salı)
Milli duruş (08 Mayıs 2018 - Salı)
Camideki Rektör: Erol Güngör (28 Nisan 2018 - Cumartesi)
Ahlakı Değerleri Öldüren Sermaye (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Toplumsal güven krizi (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
Sosyal Dokunun Bozulması (30 Mart 2018 - Cuma)
Değişen Dünyada Din Anlayışı (22 Mart 2018 - Perşembe)
Ahde vefa (02 Mart 2018 - Cuma)
Ecdadın Ümmet Anlayışı (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Hoşgörü Yada Hoşgörüsüzlük (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Din ve Kültür ilişkisi (29 Ocak 2018 - Pazartesi)
NEDEN OKUMUYORUZ (18 Ocak 2018 - Perşembe)
Günümüzde Deizm ve Müslümanlar (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Uçurumun Kenarı (20 Aralık 2017 - Çarşamba)
Geyik Muhabbeti (06 Aralık 2017 - Çarşamba)
Mustafa Sabri Efendi (21 Kasım 2017 - Salı)
Medeniyetten Yoksun Şehirler (15 Kasım 2017 - Çarşamba)
Çağımızın sorunu Liyakatsizlik (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Modernizmin Topluma Etkileri (21 Ekim 2017 - Cumartesi)
Şahsiyet ve Kendine Dönmek (02 Ekim 2017 - Pazartesi)
Çağımızın Sorunu Samimiyetsizlik (19 Eylül 2017 - Salı)
Öze Dönüş (15 Eylül 2017 - Cuma)
Tarih tekerrür eder mi? (11 Eylül 2017 - Pazartesi)
Eskilde Sosyal Barış (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Bilinçli bir toplum olmak (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sayfa:
Aksaray Hava Durumu
Bugün
Parçalı bulutlu
10°
Çarşamba
Parçalı bulutlu
-3°
Perşembe
Parçalı bulutlu
-3°
Cuma
Bulutlu
-2°
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Memur olduğun zaman, sana gelen vatandaşlara sakın yüksekten bakma. Yanına geleni ayakta bekletme, yanında daima bir sandelye bulundur ve oturtuver. Biraz dinlendikten sonra halini sor, işini gör. Sakın ha, “Bugün git, yarın gel” deme. İşini o gün bitir. Eğer öyle yapmazsan, on parmağım yakanda olacaktır.

Süleyman Hilmi Tunahan
-Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar. -Kadınlar erkeklere oranla 2 kat fazla göz kırpar.(Çok yalan söyledikleri için olmasın) -İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir. -Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır. (Bir rivayete görede gözleri açık hapşırı

İlginç Bilgiler 2
Kek hamurunun piştikten sonra kalıptan rahat çıkması için 10 dakika bekletin. Fırına sürdüğünüz kek kalıbının yanmasını önlemek için kalıbın altına biraz tuz koyabilirsiniz.

Hamur İşi Tarifleri İle İlgili Püf Noktaları