Kitle İletişim Savaşları
Kitle İletişim Savaşları
Tarih: 9.7.2017 21:48:40 / 10888okunma / 1yorum
Fatih Avcı

Kısaca kitlesel olarak ileti dağıtabilen araçlar olarak tanımlanabilecek bu nesneleri, günümüzde herkesin yakinen bildiği malumdur. Bu yazımda Dünya´yı adeta kontrolü altına alan ve virüs gibi yayılan bu araçların iletişimle ilgili bazı zararlarını belirtmeye çalışacağım. Özellikle Sanayi Devrimi´nden sonra yaşanan birçok gelişme ve kapitalizm ruhunun ülke ülke gezmesi, insanları tüketmeye odaklanmış birer canavar olma yolunda birbirleriyle yarışır hale getirmiştir, yahut getirilmiştir. Bu elbette ekonomik olarak toplumun belli kesiminin ekmeğine yağ sürüyordu zaten bu yüzden baba Bush; “ panik yapmayın tüketmeye devam edin”sözüyle toplumu bahsettiğimiz noktaya yönlendiriyordu.

Günümüzde insanların tüketmeye dayalı yaşama tarzlarını, ihtiyaçtan fazlasını edinme ve biriktirme anlayışını en çok kitle iletişim araçları okşamaktadır. Hepimizin evinde bulunan hatta çoğumuzun evinde birden fazla mevcut olan televizyonun ve daha sonra bilgisayar ve akıllı telefonların toplumumuzdaki konumuna değinecek olursak elbette konuyu belinden kavramış sayılırız. Yunanca uzak ve görmek kelimelerinden türeyen televizyon aslında bizi aile ilişkilerimizden ve kendimizden uzak tutmuştur. Televizyonun kolay ulaşabilir kaynak olarak, dahası bir kaynak olarak düşünülmesi can sıkıcı görülebilir çünkü geçmişte toplumumuzda önemli bir yere sahip olan okuma alışkanlığımızı köreltmiş, iletişimimizi ve ilişkilerimizi zedelemiştir. Her yaştaki insana farklı bir av taktiği (S. Çamlıca, 2007:103) olan nesnenin neye araç olduğunu iyi okumak gerekmektedir. Çocuklarımıza yanında bal ile sunulan çizgi film ve animasyon zehri, kadınların büyük bir kısmı için diziler ve magazin programları, erkekler için spor programları, Avrupa yapımı filmler gibi taktikler insanları resmen esir almaktadır. Çizgi filmler (Örneğin Tom ve Jerry) dahil Avrupa yapımı birçok programın içeriğini ise ŞİDDET olgusu oluşturmaktadır. Bilinçaltına güçlü olanın zayıf olana haklı da olsa haksız da olsa zarar vereceği işlenmektedir.  “TELEVİZYON BAĞIMLILIĞI” diye bir rahatsızlığın mevcudiyeti bile durumun ne derece vahim olduğunu gözler önüne seriyor. Ben bu olguyu toplumdaki kangren olarak nitelendiriyorum çünkü bizi biz yapan toplumsal değerlerimize yerleşip kemirmeye başlayan bu sorun insanlarımızı bu tür teknolojik aletlere esir hale getiriyor ve geleceğimizi bizden kesip alıyor. Geleceğimizi ifade eden bugünün çocuklarını uslu durmuyorlar diye televizyonun karşısına oturtup o küçük beyinleri 4.güç medyanın eline verirsek, aynı zamanda geleceğimizi bu gücü elinde bulunduranların eline vermiş oluruz ve kendi ellerimizle esir, aile bağlarını bilmeyen, pasif, pısırık, Avrupa düşkünü nesiller yetiştirmiş oluruz. Kabaca ve iyimser(!) bir hesapla günde üç saat televizyonun başında vakit geçiren bir kişinin 75 yıl yaşadığını varsayarsak ömrünün dokuz yılını televizyon başında geçirmiş olduğu gerçeği gözlerimizin önüne gelmektedir ki bu oldukça iyimser bir hesaptır. Bu vakti ailemizle iletişim kurarak okuyarak araştırarak geçirirsek ülke olarak büyük bir kalkınmaya adım atmış ve değerlerimizi kurtarmış oluruz. Bir Alman hafıza eğitim uzmanı diyor ki:

“Bir saat televizyon izleyen bir insanın beyninin tembelliğini giderebilmek için, o insana bir hafta hafıza egzersizleri yaptırmamız gerek.”

Şimdi diğer teknolojik nesneler ile ilgili birkaç şey söyleyeyim ve önemli gördüğüm anekdotları aktarayım. Elbette bahsettiğim araçların faydaları da var bunu göz ardı etmemiz mümkün değil fakat ben bazı zararları üzerinde durmayı daha faydalı buluyorum. Özellikle günümüz gençlerinin nerede olursa olsun telefonu ellerinden düşürmediklerini ve birçok kişinin akıllı telefonunun olmamasını eksiklik olarak gördüğünü rahatça söyleyebiliriz. Özellikle gençler arasında tutuşulan en son model telefona sahip olma yarışının kazanılması(!) sonuç olarak çevresinden saygınlık, popülerlik gibi etkiler görmesine zemin hazırlamış yahut böyle düşünülmüş, düşündürülmüştür. Ancak teknolojik kölelik insanları kendine görünmeyen zincirlerle bağlayarak esiri konumuna getirmiştir. Bu esirliğin insan beynine ve diğer organlarına verdiği fizyolojik ve biyolojik zararların, insan gelişiminde önemli ve telafisi zor yaralar açtığı gerçeğini atlamamak gerekir. Özellikle 12-13 yaş altındaki çocukların kemik yapısı tam gelişmediğinden beyin dokusuna daha çok etki yapar. Bunun yanında akıllı telefonlar yüksek radyasyon taşıdığından kanser riski oldukça yüksek. Çocukların bu nesnelerin esiri olması onların; düş kurma yeteneğinde yoksunluklara, oyun zamanlarında kısalmalara (ki çocuk için oyun, öğrenmenin en önemli aşamalarındandır), daha geç uyumalarına ve uyku düzensizliklerine, hobisizlik ve şiddete eğilim gibi oldukça ciddi zararlara sebebiyet verdiği yapılan araştırmalar sonucu sabit kılınmıştır. Örneğin; üç grup çocuğa şiddetle ilgili 3 video izletilmiştir. Birinci grupta çocuklara;  olgun bir kişinin oyuncakla oynadığını, oyuncağı dövdüğünü ve video sonunda dövdüğü için ödüllendirildiği izletilir. İkinci gruptaki çocuklara aynı kişinin yine aynı şekilde oyuncağı dövdüğü ve sonunda hiç tepki verilmediği izletilir. Son gruptaki çocuklara ise aynı kişi oyuncağı dövdükten sonra o kişiye ceza verildiği video izletilir ve çocuklara oyuncak ayılar verilir. İlk gruptaki çocuklar ödül beklediğinden oyuncak ayıları dövmüşlerdir, ikinci gruptaki çocuklar da oyuncakları dövmüşlerdir çünkü dövülen oyuncakların ceza getirmeyeceğini öğrenmişlerdir. Son gruptaki çocukların hiçbiri oyuncak ayılar dövmemişlerdir.

Görüldüğü gibi tüm çocukların aynı şekilde, tertemiz beyaz bir sayfa gibi geldikleri bu Dünya´da aslında şiddeti, kötülüğü ve onaylanmayan diğer davranışları biz hatta başta televizyon olmak üzere teknolojik ürünler vermektedir yahut verdirilmektedir. Bu gücü elinde bulunduranlar ise bazı ülkelerin gelecekleriyle, değerleriyle oynayabilmenin bilinci içerisindeler. İşte bu yüzden bunun bir savaş- bir saldırı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Adımların dikkatli atılması, esir olmanın ve bize sunulanın sorgulamadan izlenmesi yerine, iyi bir iletişim ve okumanın hakim olduğu aile kurumlarının artması dileğiyle.

Fatih Avcı

Sosyolog

Anahtar Kelimeler: Kitle, İletişim, Savaşları
Okuyucu Yorumları (1 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
cemalettin öztürk
7.9.2017 10:18:11
Güzel bir yazı.(Biraz uzun)
Yazarın Diğer Yazıları
Küfür Neyi Örter? (24 Haziran 2017 - Cumartesi)
Atasözlerinde Kadınlık ve Erkeklik Vurgusu (10 Şubat 2016 - Çarşamba)
Faziletli Şehir (20 Aralık 2015 - Pazar)
Terör… (12 Eylül 2015 - Cumartesi)
Sayfa:
Aksaray Hava Durumu
Bugün
Parçalı bulutlu
-2°
Cuma
Fırtına
-2°
Cumartesi
Fırtına
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Doğrunun doğruluğu, bütün sülalesine akseder, hepsini hayra götürür.

Süleyman Hilmi Tunahan
-Her 4 Amerikalıdan biri mutlaka televizyonda görünüyor. (Sokakta her 4 kişiden 1 imza dağıtıyormuş düşünsenize) -Uyurken televizyon seyrederken yaktığımızdan daha fazla kalori yakıyoruz. (Demekli televizyonla uyutuluyoruz) -Bir karıncanın koku alma yet

İlginç Bilgiler 5
Peynirlerin küflenmemesi için kenarlarını tereyağı ile ovun

Peynirin Küflenmemesini İstiyorsanız